31 Aralık 2009 Perşembe

2009 Revisited..!

30 Ağustos 2009 tarihli postumda ise,pazar uykumun içine eden Nuh Çimento'ya sallamış bulunmuştum.Fakat karga misali kindar olduğunu bilsem,peşimi bırakmayıp,nereye gidersem gideyim bu mahlukatı paşime salacaklarını bilsem,asla ve asla dil uzatmazdım inşaat sektörüne.


09 Ekim 2009 tarihli postumda,dağ gibi Maslak 3M Migros'un nasıl hunharca tarumar edildiğini,o güzelim raf düzenlerinin,muhteşem alışveriş keyfinin,öğlen tatillerinde lifesaver olarak kullandığımız mabedimizin nasıl da yerle yeksan edildiğini gözler önüne sermiştim.
Bakınız o günden bu yana geçen 80 günde neler olmuş.


27 Aralık 2009 Pazar

Türk Sinemasında Da Adaptasyon Devri Başladı..!

Yılllarca,yerli dizi,yarışma diye adaptasyonları çaktılar bize.Amerikalı bunu seviyorsa,Türkler de sever.Ne de olsa burası Küçük Amerika.
Son 5 yılda vizyona giren yerli film sayısı artmışken,seyirci sayısı düşmüş.Sebebini anlamak için derin analiz yapmaya,eleştirmenleri,oyuncuları,yapımcıları biraraya getirip kafa patlatmaya gerek yok.



Haftasonu Yanılsamaları..!

Bu hafta sonu,sevdiceğim kankasıyla birlikte caddede,o dükkan senin bu mağaza benim gezerken,ben de evde,İlyas "The Handyman" ile jaluzi montajı,ufak tefek elektrik ve tamir işleri ile meşgul oluyordum.Uzun uğraşlar sonucunda jaluzileri monte ettikten sonra,"İlyas,şimdi de yatak odasına geçelim." demiş bulundum.Halbuki tavana asılması gereken abajurdan başka bir niyetim yoktu ama İlyas bu davetimi çok hoş bulmuş olsa gerek pis pis gülmeye başladı.

Aynı günün akşamında sevdiceğim,eve gelmekten ziyade,geceyi kankasının kondusunda geçirmeye karar verdiğini iletince,ben de boynumu büküp verdim kendimi F.E.A.R 2:Project Origin adlı ps3 oyununa.Fakat ne mümkün tam randımanlı oynayabilmek.Adına yakışır bir oyun olsun diye,vermiş adamlar canavarı,hayaleti,binbir türlü varyeteyi,her köşeden başka bir bela çıkıyor.Malum gece,ortalık karanlık,bir türlü veremedim kendimi oyuna.Açtım Fox tv' yi,Bilgehan Demir' in eşsiz anlatımıyla,Erzurum'dan canlı yayınlanan Ergen Ring Ateşi' ni seyrettim.Yalnız orada Trabzon' lu çocuk fena dövdü Adıyaman' lıyı.Ona da bir ince acıdım.Sonra yine kanepede sızmışım tabi,her zamanki gibi.Saat 04:00 sularında uyanıp attım kendimi,sevdicekten yoksun ama bir o kadar da geniş uyuma alanı sunan yatağıma.

Sabah 10:20 'de hiç de beklenmedik bir saatte arayan sevdiceğim,yavru kedi misali kendisini kahvaltıya götürmemi isteyince,istemeye istemeye de olsa attım kendimi yataktan dışarı.Zira kendisini yine beklenmedik bir şekilde çok özlemiştim.

Öğlene doğru eve döndüğümüzde Wolverine:The Origins oynadık beraber.Ama oyunun sadece demosu olduğu için,en heyecanlı yerinde bitiverdi.Ama almaya karar verdik full version'ı.Güzel oyun tavsiye ederim.Gördüğünüz gibi hep orijinal oyunlar oynuyorum(Project Origin , The Origins).

Sonrasında,kendini şimdi adını zikretmek istemediğim diziye veren sevdiceğim,bana yatağa girip bir şekerleme yapmaktan başka çare bırakmadı.Uyandığımda yatak çarşaflarını değiştirme işinin bana kalması da,günün en heyecan verici anlarıydı.

Yarın iş var ama,yılbaşı arifesi izinli olduğum için sadece 3 gün çalışacağım ve bu beni motive etmiş durumda.Önümüzdeki 3 günü ofiste dolu dolu geçirmek gibi manyakça bir istek var içimde.Bir de şu dizinin bitmesine dair bir istek var tabi.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Eğer Bu Yazıyı Okuduysan,Beni Nerede Bulacağını Biliyorsun..!‏

Yeni evimdeki 3 ayım doldu.Bu da demek oluyor ki posta kutumdan daha ancak 3'er adet fatura çıkmış.Fakat o posta kutusu her akşam geldiğimde ağzına kadar dolu oluyor.Postacı getirdiği zarfların hepsini ortalığa bırakıyor,sonra da ya apartman görevlisi,yada sorumlu bir kat sakini bu postaları kutulara pay ediyor. 

Bir adam var.Adı Resul Ekşi.Bu adama gelen tüm postalar benim posta kutuma atılıyor.Kim olduğunu anlamadıkları için,yine kim olduğumu bilmedikleri,benim posta kutuma atıyorlar sanıyordum 2 gün evveline kadar.Meğerse adama gelen postaların tamamının üstünde benim adresim varmış.Sordum soruşturdum.O isimli kimse oturmamış bu dairede.Adama gelen postaların içinde tonlarca bireysel emeklilik makbuzları,telefon ve adsl faturaları,kredi kartı ekstreleri ve bir sürü ıvır zıvır başka kağıt parçası var.Dolandırıcı olduğundan şüpheleniyorum.Yoksa kimin posta kutusuna bu kadar şey gelir.

Eski apartmanımda Nihat diye bir adam otururdu.Lakabı "Fırıldak" tı.Sonrasında öğrendik ki adam cemaat,tarikat ayağına sağı solu dolandırıp,3 ayda bir yer değiştiren bir profesyonelmiş.Geceleri "Hırsız gördüm!" diye binayı ayağa kaldırıp,elinde tüfekle çatıya falan çıkardı.Aynı tüfeği Galatasaray'ın kazandığı akşamlar camdan çıkarıp havaya sıkardı. 

Şimdi buradan Resul Ekşi 'ye sesleniyorum.Çık hayatımdan Resul.Artık daha fazla adını görmek istemiyorum posta kutumdaki zarfların üstünde. 

21 Aralık 2009 Pazartesi

19 Aralık 2009 Cumartesi

Spordan Sorumlu Manyak Şİrket..!

Tele-pazarlama konusunda,Turkcell'in deli deli sms'lerinden bunalmış olan sevdiceğim bahsetmişti.Karamehmet kasabın bile nabzını tutup,sms göndermiş bir dönem,"XXX kasabında dana döşün kilosu 19,90'a" diye.Gerçekten de Turkcell'in bu olayı inanılmaz derecede can sıkıcı olmaya başladı.Reklamın iyisi,kötüsü olmaz mantığıyla yola çıktıkları kesin ve ben bu sms'lerde en çok adından bahsedilen firmaların adlarını burada yazmayacağım ki,ekmeklerine yağ sürülmesin.

İsmini vererek bahsetmek istediğim tele-pazarlama ekibi ise Sports International'a ait.Nasıl bir ekip kurdularsa,adamlarda gerçek ötesi bir seviyede yüzsüzlük ve pişkinlik sözkonusu.Bu iş için gazeteye ilan vermeye kalksalar aşağıdaki gibi bir metin,tam da işi tanımlar: 

"Pazarlama ekibimizde görevlendirilmek üzere,telefon kullanma konusunda deneyimli,aşırı derecede ısrarcı ve bezdirici,yüzsüz,hakaret ve aşağılanmaya karşı dayanıklı ve tüm bunlara rağmen sakinliğini ve soğukkanlılığını koruyabilen tele-pazarlamacılar istihdam edilecektir."

Bundan 2 sene evvel,eskaza,Acıbadem Nautilus'taki Sports International'ın kapısından girip,o kahrolası formu doldurmuş bulunmuştum.O gün bugündür kaç ayrı kişinin,kaç kere beni aradığını inanın hatırlamıyorum.Son 3 aydır artık ben de kibarlığımı ve sükunetimi kaybetmiş şekilde konuşmama rağmen arayanlarla,yine de yılmıyor adamlar.Zorla çıkartacaklar beni koşu bandına.

Dedim ki,
- Eğer spor yapmaya vaktim olursa,sağlıklı bir yaşam sürmeye karar verirsem ben sizi ararım,yeriniz belli,yurdunuz belli.
- Ama Puffy Bey,bu dönem çok uygun fiyatlarla,muhteşem kampanyalarımız var,faydalanmak istersiniz diye düşündük.
- Ne zaman arasanız beni hep kampanya var diyorsunuz,belli ki müşteri yokluğunda 12 ay kampanyadasınız.Üstelik ben satınalmacıyım.Ben pazarlık yaparak para kazanıyorum.Neredeyse bakkaldan Marlboro alırken bile "5 liraya olmaz mı usta?" diyesim geliyor iş alışkanlığından.Spor yapmaya karar verirsem inanın kendi istediğim fiyatla üye olmaya ikna ederim sizi. 

Ama yok abi,bu adamlarda dur durak yok.

Bu sabah saat 10 suları:
- Alo?
- Merhaba Puffy Bey,Sports International'dan Zafer ben,nasılsınız? Sporla aranız nasıl bu aralar? (sahte gülüş sesleri eşliğinde)
- Müsait değilim,kusura bakmayın..!
- Peki ben daha sonra tekrar ararım Puffy Bey.
- Aramayın.....çaaat..! kapattım suratına.
 

Saat 15:45:
- Efendim?
- Selamlar Puffy Bey,yoğun bir gün sanırım,Zafer ben Sports Inter......
- Yeter beeeeeaaaaaa.Kaç defa söyledim size ben spor yapmak istersem sizi ararım diye be kardeşim,nasıl bir yüzsüzlük,nasıl bir ısrarcılıktır bu anlamadım ki.Silin kardeşim telefonumu database'inizden.Daha da aramayın.Yapacağım varsa da sayenizde spordan soğudum.Bir daha ararsanız beni,savcılığa suç duyurusunda bulunacağım hakkınızda.Bu nasıl bir tacizdir.Yeteeeeeer..!
- Kampanyamız va.......
- Siktir lan...çaat..!


Eminim ki yaklaşık 1 ay sonra işe yeni başlayan bir adamın önüne koyacaklar listeyi,o da ilk heves,üye yaptıklarımdan prim alacağım diye heyecanlı bir şekilde arayacak beni.Şimdiden kusura bakma,işteki ilk haftanda senin moralini ve motivasyonunu bozacağım için,ama senin şirketin de benim psikolojimi bozdu.

13 Aralık 2009 Pazar

One & Only..!






Akım Derken Bokum..!

30 yıldır ülkenin,iliğini kemiğini kurutan terör belasından kurtulmak için binbir takla atan,tavizin,hoşgörünün,yerine göre sınır ötesi operasyonun dibine vuran Türkiye,sorunu yarattığı iddia edilen kesimin siyesi temsiliyle yeni tanışmadı.Rahmetli E.İnönü zamanında SHP bünyesinde mecliste koltuk edinen yine aynı insanlar,o dönem kendi halkalarını temsil ettiklerini düşünürken,sol görüşlü partinin güneydoğudan gelecek oy planları doğrultusunda konumlandırılmışlardı.Nitekim seçimden kısa bir süre sonra (1989) Paris'teki Kürt Konferansına katıldıkları gerekçesiyle partiden ihraç edildiler ve kendi partilerini kurdular(7 Haziran 1990 - Halkın Emek Partisi).

Yıllar geçtikçe Anayasa Mahkemesi kapattı,onlar yenisini açtı.HEP dahil olmak üzere tam 6 parti açılıp,kapatıldı.Son olarak DTP de geçenlerde kapatıldı.

Terörle geçen bu uzun yıllarda,her hükümetin,dolayısıyla devletin mottosu "Teröristle masaya oturmayız,ele başıyla pazarlık yapmayız" şeklindeydi.Bunun yerine top,tank,tüfek silahlı mücadele benimsendi,ki doğrusu da buydu bence.Çoluk,çocuk,kadın,erkek,yaşlı,bebek kimsenin gözünün yaşına bakmayan hain ve vahşilerle masaya oturanın kellesini de alırdı devlet kendi içinde.

Tüm bu süreçlerin ardından ulu insan Tayyip,kendine göre nihai çözümü bulduğuna kanaat getirdi ve adını "Açılım" koydu.Ardından da dağda mehmetçiğe sıkanları törenle karşıladılar,sınır kapılarında.DTP milletvekilleri ısrarla örgütü terörist olarak adlandırmaktan kaçınıyordu.Çoğunun yeğeni,kuzeni dağda karakol basıyor,köyleri yağmalıyordu.Kimsenin gözü,davaya aykırı bir hareket ve/veya söz etmeyi yemiyordu.AKP hükümetinin tüm alanlardaki kadrolaşması,Anayasa Mahkemesin'de de gözlemleniyordu.

Tüm bunlara rağmen,Tayyip'in işini yine Tayyip'in adamları bozdu.Dağdan,masaya taşınan mücadele ve çözüm planı,karşısında siyasi bir muhattap bulamayacaktı artık.Taa ki yeni bir parti kurulana kadar.

6 Aralık 2009 Pazar

Sahte Zaferlerin Sarhoşu..!

Koca şehir utanmıyor ağlamaya,ben utanıyorum.Hep utandım.Başkalarının yanında,yada yalnızken.30 yıllık ömrümde toplasan 5 kere ağlamışımdır.Belki 1005 kere ağlamam gerekmiştir de,ben 5 kere ağlamışımdır.

Hayatım boyunca hep basit şeyleri becerebildiğimi ise yeni yeni anlıyorum.Tatlı hayat yaşadığım yıllar boyunca,küçük zaferleri hep başarıdan saymışım.Kendimi işbilir,becerikli,kolay kavrayan bir bukalemun sanmışım.Ne zaman ki hayat karşıma alışık olmadığım bir olay çıkarmış,hep kaçmışım.Zora gelince hep geri vites yapmışım.Zihnim de,bedenim de tembelleşmiş.Birşeyleri hep benim adıma başkaları yapmış,ben kendim yaptım sanarken.

Şimdi saksıda duran orkidenin hayatını kurtarmaktan mutlu olup,yeniden filizlenip,çiçek açmasını bekler buldum kendimi.Çünkü o çiçekler varken,herşey çok daha güzeldi.

Sis şehrin üstüne indikçe,ben daha da körleştim.Görmem gerekenleri göremez,yapmam gerekenleri yapamaz,olmam gereken adam olamaz oldum.Şimdi ağlamayı,ağlayabilmeyi herşeyden çok istiyorum.Ama kendime zorla kazandırdığım bu özellik,izin vermiyor.Hoş ağlamak neyi çözecek onu da bilmiyorum.Bir de ağlamaya başlayıp,iyice çocuk olamam.

Severdim ben yağmuru.Artık sevmiyorum.İstanbul bana nispet yapar gibi geliyor.Hatta bununla da kalmıyor,beni sonu gelmez depresyonların dipsiz kuyularına itiyor.Ve ben bir süre burada,hakettiğim yerde yaşamak istiyorum.Başaramadığım şeylerin,beceremediğim işlerin ve mutlu edemediğim insanların pişmanlığını ve vebalini yaşamak istiyorum.

Herkes hakettiği gibi yaşar.Ben mutlu değil,günahsız yaşamak istiyorum.Günahlarım affedilecek gibi değilse,o zaman hakettiğime de razıyım.

Beceremedim,kusura bakmayın..!

Bu Sıralar,Bunlara Takmış Durumdayım..!

İki yakada da dünya kadar hastane varken,akşam 19:30 trafiğinde ambulanslar bağıra bağıra,ana arterlere,köprülere hücum ediyorlar.Üstelik emniyet şeridini kullanmak yerine sol şeridi boşaltma çabaları içinde belki de içindeki hastanın hayatıyla oynuyorlar.Tabi gerçekten içinde hasta varsa.

Yabancı kanallar sadece Ankara ve İstanbul'un hava durumunu rica minnet verirlerken,bizim kanallar,Varşova'dan,Bakü'ye kadar alayını yayınlıyor.Sanki ertesi gün oraya gidecek adam,merak içinde televizyon karşına oturup,"Acaba yarın nasıl bir hava ile karşılaşacağım?" diye seyrediyor.

Rusya devket başkanı Putin,masada etrafına topladığı Rus işadamlarına işçi çıkartmalarını engelleyecek anlaşmaları zorla imzalattırırken,bizim başbakanımız sokakta hakkını aramak için greve giden memura ve işçiye "Kendileri bilirler" diyor.Bu adam 48% oy yüzdesiyle başa geldiğine göre,
Türkiye'de devlet memuru sayısı 1,5 milyon,sendikalı işçi sayısı ise 3,2 milyon.Akp'nin geçen seçimde aldığı oy sayısı 15,5 milyon.Toplam 40 milyon oyun kullanıldığı seçimde bu oyların 10% unu işçi ve memur kullanmış.Bu bilgi bile,önümüzdeki seçimlerde Akp'nin alacağı oy sayısının ne kadar reel ne kadar düzen olabileceği hakkında fikir veriyor.

Dünya üzerinde neredeyse tüm kanunlar değişebilirken,senin kanunların ne zaman değişecek ey Edward A.Murphy ? Yetmedi mi çektirdiğin?

1 litre benzin 3,6 TL.
1 litre Coca-cola 2,5 TL.
Birileri bizi fena söğüşlüyor.

Bana internetten film ve dizi indirmeyi öğretenin,sağılığına duacı olurum.