6 Aralık 2011 Salı

Tadilatın Bu Kadar Kısa Süreceğini Bilseydim Hiç Asmazdım O Tabelayı..!

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk."Kadın olmak da zor iş" dedi.
"Ne alakası var?" dedim."En azından kime vereceğini biliyor,biz acaba bana verecek mi diye düşünürken"
Bu mu zor?

Sonra konu aşklara,ilişkilere geldi."Arada bir oturup düşünürüm ben eskileri" dedi.Şöyle bir durdum,ben de düşündüm.Bir tek eski karım ve son ilişkim geldi aklıma.Biri yakın zaman,biri de diğerlerine göre daha unique olduğu için muhtemelen.Sonra biraz daha zorladım hafızamı.Bu sefer beni sevenler geldi aklıma.
Anladım ki insan sevildiğini unutuyor ama sevdiğini unutmuyor.Bencilce belki ama çok insani bir olgu bence.

Bu evde aldığı son duştu belki de tam hatırlamıyorum ama,ayrılmadan kısa bir süre önce alınmıştı o duş belli ki.Giyinme odası olarak kullandığı odada,ıslak ayağının izi kalmıştı yerde.Yerleri viledalarken,hep etrafını dolaştım o izin uzun bir süre,sanki 5 dakika önce basmış gibi.Severdim ayaklarını,diğer yerleri gibi :)
Şimdi sanki yüzyıllar öncesinden kalmış ve sadece başkasından dinlediğim saçma sapan bir aşk hikayesi gibi geliyor kulağa.Hissiyatı da bundan farksız.

Yalnızlık güzel şey.Seviyorum yalnızlığı.Kimseye karşı sorumlu olmamak,kendinden başkasını düşünmemek rahat.Arka odadaki şeffaf şemsiye,dolaptaki magnet ve üstünde asılı olan taşlı bilezik.Bunlar da yakın zamandan.
At gitsin di mi niye duruyor?
Hatırlamayı seviyorum belli ki bazı şeyleri.

Herşey,herkes unutulur.Bazıları,sadece daha fazla zaman alır.

Geçenlerde annem gelmiş eve gündüz vakti,ortalığı toparlamak ve oğluna yemek yapıp dolaba bırakma zihniyetiyle.One night stand'lerden birinden kalma jipon'u (benim tabirimle seyyar astar) bulmuş nasıl bulduysa,ben bile unutmuşum zira.Onu da yıkamış asmış bir de gömleklerimle birlikte.Çamaşır askısında jipon asılı bekar bir adam da nasıl çirkin gözükmüştür anne gözüne.

Sonsöz;
"Respect the pain" dedim,"No pain no gain" dedi arkadaşım.İkisi de farklı perspektifler ama ikisi de doğru.Önemli olan ne zaman saygı gösterip,ne zaman zorlayacağını iyi kestirebilmek.

4 Aralık 2011 Pazar

16 Ekim 2011 Pazar

Sevmediğim Şeyler Vol.2..!

1.Tatil günü 07:00 uyanmaları.

2.Teoman.

3.3G'yi, hızlı sanıp da,evde wi-fi connection'la kullandığım BB'min,aslında ne kadar hızlı bir makine olduğunu görmek.

4.Her sene aşağı yukarı aynı dönemlerde ayyuka çıkan "Bu sene FIFA,Pes'i geride bırakmış" geyikleri.

5.Dünyanın en antipatik bıyığının,her daim sinirimi kaldıracak laflar edebilme potansiyeli.

6.Kırk yılın başında aradığım bankaların müşteri hizmetlerinin,her seferinde kart sigortası,ödeme garantisine bonus/puan vs. gibi şeyler satmaya çalışması,ilgilenmediğimi söyleyince de manyak karının ses tonunda sezdiğim trip.

7.34'ten 44 bedene,1,50'den 1,85 boya kadar hala giyilen,dar kot altına uzun çizme.

8.Canım cicim,aşkım balım,mekan ayırmaksızın,elele,kolkola,dizdize dolaşan,oturan,vıcık vıcık aşk böcekleri.

9.İki eliyle bir s*ki doğrultamayacak insanların yöneticilik yapması.


You may also like Sevmediğim Şeyler Vol.1..!

12 Ekim 2011 Çarşamba

Sevdiğim Şeyler Vol.2..!

1.Eve girer girmez dolaba yönelip,buzzzzz gibi 33cl Efes'i çıkıssss diye açıp kafaya dikmek.

2.Asansörün,evden çıkıyorsam 8.,eve giriyorsam zemin katta olması.

3.Yüz temizleme toniğinin verdiği gıcır gıcır his.

4.İstediğim filmi 10dk'da indirip izleyebilmek.Yani fiber internet.

5.Sarı sarı liralar,ellerinde kınalar,kızlar gelin olunca.

6.Maslak Caffé Nero personelinin tamamının kahvemi nasıl içtiğimi bilmesi.

7.Alex De Souza'nın kızları.

8."Saatler ne zaman geri alınacak?" sorusunun yoğunlaştığı günler.

9.Site Şarküteri'deki ikizler.

10.İki seneden sonra ilk defa keşife çıktığım sitenin arka tarafındaki varoş ama samimi cadde.O caddede 100 mt. arayla iki şubesi olan kır pidecisi.

11.Ofiste,özellikle çok daraldığım anlarda,alayına ana avrad sövmek ve insanların bu duruma alışkın olması.

12.Usturayla traş olmak.Kendimi kanatmak.

13.Her daim beyaz gömlek giymek.

14.Yavru siyam kedileri.

15.Ne istediğini bilmeyen kadınlar. 


You may also like Sevdiğim Şeyler Vol.1..!

10 Ekim 2011 Pazartesi

Ara Vermişliğin Acemiliği Var..!

Noolcak lan bizim sonumuz.Geldi herifler başa.Alayına gider.Bırak dışarıyı,içeriyi de karıştırdılar.Ne asker kaldı savaşacak,ne mekan kaldı içecek.Bildiğin Persepolis.
Ben fenalardayım gençler bildiğiniz gibi diil.
Ne imlaya ne de küçük/büyük sesli uyumuna dikkat edecek halim var.Yazıyorum öyle rastgele.
Eskiden çok dikkat ederdim oysa ki.
Ne hallere düştük.

Bugün muhafazakar amcamın kızı aradı.Aynı zamanda kuzenim de olur kendisi.Daha doğrusu aramadı da facebook tan mesaj attı ben aradım onu.
Hayırlı bir iş yazmış mesajda.Noola ki dedim hayırlı iş geri aradım.
Benim ikizlerin piano öğretmeni var,çok tatlı kız,evlenip evinin kadını olmak istiyor,aklıma sen geldin tanıştırayım sizi dedi.
Yooooğğğ artık amuğaaaa koyiimmmm dedim içimden.Merak da ettim ama kızı tabi.
Nasıl efendi adamı oynamışsam artık kan bağım olanlara düşün artık.
Baktım olacak gibi değil,insani tarafından refüze etmem lazım bir şekilde.Dedim iyi hoş kız ama ben evlenmeyi düşünmüyorum,herkesin gönlüne göre versin yaradan.
O da hemen geri vites,sen bak tabi keyfine,daha yeni boşandın vs.

Yazdım işte nooldu.Bi s*ke de benzemedi ama başladım sanırım tekrar.

31 Temmuz 2011 Pazar

Tell The Girls That Puffy's Back In Town..!

Buradan beri kopmuştum blogdan.Çok da zaman geçmemiş aslında ama son birkaç aydır eskisi gibi sık ve keyifle yazamadığımı farkedince bir süre ara vermeye karar vermiştim.Geride kalan bu dönemde,çok zamansız ve çok gereksiz şeyler yaşadım.Duygusal anlamda en güçlü ve katı olduğumu düşündüğüm bir dönemde gittim yine aşık oldum.Şimdi yavaş yavaş kurtuluyorum bu illetten.
Bu arada da farkettim ki,yazdığım zamanki iç huzurumdan ve rahatlama hissinden de uzaklaşmışım.Ondandır ki yeniden başlıyorum yazmaya.Bu noktada iyi haber size okumak için iyi birşeyler çıkacağı değildir muhtemelen ama ben kendimi daha hissedeceğim.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

23 Haziran 2011 Perşembe

1 Haziran 2011 Çarşamba

Puffy İçer Azar Azar,Sarhoş Kafa Çok Harsh Yazar..!

Önsöz;
Uzun zaman oldu yalandan birkaç video,birkaç resimle sırf post olsun diye postladığım.Sanmayın ki bu kadar zamandır hiçbir şey yazmadım,düşünmedim,biriktirmedim.Ama şanssızlık eseri,bu uzun aranın ardından ilk postu yayınlarken yanımda çok sevgili Miss Margarita da var.Ve bilinçli şekilde başlanan postun ilerleyen satırlarında,kontrolümü kaybetmem ve kendimi koyuvermem gerekecek.Bu sebepledir ki,kendisi bana tüm gece boyunca eşlik edecek ve damarlarımda dolanarak gerekli kafayı yakalamama yardımcı olacak.

Parental Advisory:
Bu postun ilerleyen satırları,olaylara,olgulara,insanlara ve belki de dip totalde en çok da bana yönelik,aşırı sinkaf ve giydirme içerecektir.Lütfen çocuklarınızı monitörden uzaklaştırın.

Alternatif Başlık 1 : Close The Gates..!

Kaç yıl oldu bilmiyorum ama uzun bir zaman önceydi sevincimi,üzüntümü,derdimi,düşüncemi insanlarla paylaşmayı bırakmaya karar verişim,içimdekileri dışarı yansıtmadan tamamen içimde yaşamayı seçişim.Basit hisleri örtbas etmek kolaydı,ama en zoru,kırıldığın,yıkıldığın ve belki de dibe vurduğun zamanların üstünü kaplamaktı.Kimse benim kadar değerli değildi ve değer verilmeyi haketmiyordu.Buydu mottom.Doğru yada yanlış tartışılır ama plan buydu.Uygulamaya geçiş hızlı,sonuç inanılmazdı.Çoğuna göre sevimsiz,asabi,memnuniyetsiz ve snob bir adamdım artık.Sadece istediğim insanlara kendimi gösterip,istemediklerimin benden otomatikman uzak durmasını sağlaması muhteşemdi.
Zaman geldi mekanizmada gedikler oluşmaya ve aralardan sızıntılar olmaya başladı.Beyinle penis arasındaki otobana,"İstemsiz Atan Kas Parçası" parazit yapmaya başladı.Bu durum kabul edilemezdi.Hemen acı çekmek ve sarsıcı bir etkiyle kendine gelmek lazımdı.Bir iki denemenin ardından,hunharca açılan gedik kapanmış ama bir miktar zehir içeride kalmıştı.Ve bu zehir zamanla içeriden çeperleri zorlayarak gediklerin sayısını arttıracaktı.Üstelik bu gediklerin nereden ve ne zaman açılacağı da belli değildi.
İşte o zamanlar,telkin ve iç ses volume unun tavan yaparak bünyeye hakimiyet şovu yaptığı,her perşembe dillenen " Yarın akşam ne yapıyorsun? " iletilerine bürünmesiyle geçici süreli bir tedavi oldu.

Alternatif Başlık 2 : Ya**ak Var A*ına Koyim..!

Zehir öyle tatlı,öyle dayanılmaz şekilde eritiyordu ki çeperleri,deli gibi kaşınan yerini kaşımak için bekleyip,bekleyip,bekleyip ardından hatır hutur kaşımanın verdiği zevk gibiydi.Yalandan değil de,gerçekten içinden gelerek güzel şeyler söylemek,karşındaki insanın bundan aldığı hazzı gözlemlemek ve daha fazlasını vermek/almak için harcanan çaba.İyi hissettiriyordu kendimi.Ama birşey bu kadar keyifliyse kesin bir yan etki,uzun vadede bir götlük yaratacağı da kesindi.Hangi keyifli şeyin zararı yok ki zaten a.q.Adına aşk dedi insanoğlu ama nasıl inanasın varlığına.Biri şöyledir böyledir der,diğeri şuncadır,buncadır.Binbir tarifi,binbir tanımı olan bir boka inanmak nasıl bir mallıktır.Olsa olsa yalandır,olsa olsa aldatmacadır.Tabi tabi kesin öyledir.Sen de kendine göre tanımını yap o zaman,inan inananlar gibi di mi.Ama yok s*kinin doğrusu varken gerek var mı?İki nokta arasındaki en kısa çizgiden git.Ya**ak var.

Alternatif Başlık 3 : Back To Basics..!

Adına ne dersen de.Bunun bir önemi yok.Ama insan istiyor,ihtiyaç duyuyor,hiç değilse güzel sözler söylemek,ona kendini iyi hissettirmek ve iyi hissetmek,güzel şeyler duymak.Duygudan yoksun iniltiler,boşalana kadar mutlu ediyor insanı.Seviştikten sonra tekmeleyerek yataktan atmak istemeyeceği,sarılıp huzur içinde uyumak isteyeceği bir kadını istiyor.O kadının varolduğunu,ama henüz rastlamadığını ümit ediyor.
Her duvar yıkılıyor zamanla,her yama eskiyor,her gedik genişliyor.İşte o saatten sonra da yapacak birşey kalmıyor.Bildiği,inandığı,yarattığı herşeyden vazgeçiyor.Hatanın en büyüğünü yapıyor.

Alternatif Başlık 4 : Bu Post Bu Gece Bitecek..!

Anasını s*ktiğimin hayat denen döngüsü bu kadar mı yormak zorunda,bu kadar mı çatallı yollarda kaybettirip yolunu,yine aynı kavşağa bağlamak zorunda adamı.Hiç ihtiyacın olmadığı bir anda çok şeyi hakeden insanları karşına çıkarıp,zamanla kendini hazırlayıp,tam da ne istediğini bildiğin bir dönemde,yavşakça mı atmalı sana çalımını.Sevgiyle acıyı,acıyla sevgiyi bu kadar güzel yoğurup mu koymalı önüne.Hiç özlenmemesi gerekenleri özleyip,deliler gibi özlenesi olanları mı unutturmalı.

Alternatif Başlık 5 : Self-Criticism

Zaman herşeyin ilacı.
Yalan...Zaman en büyük o*ospu çocuğu.

Sevgi,saygı duyulası.
Yalan...G*tüne koyulası.

Yada hepsinden öte,Puffy dir belki de en yalan,en boş olan,en olmadığı,en olmaması,en başından alması gerektiği gibi.

Sonsöz;
Evet koydu,evet ağladım,evet üzüldüm.Ama kimse hissetmedi,kimse görmedi,kimse anlamadı.
Hala koyuyor,hala ağlıyorum,hala üzülüyorum.Kimse hissetmiyor,kimse görmüyor,kimse anlamıyor.
Yine koyacak,yine ağlayacağım,yine üzüleceğim.Kimse hissetmeyecek,kimse görmeyecek,kimse anlamayacak..!

29 Mayıs 2011 Pazar

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Ode To Fenerbahçe..!

Galibiyeti sıradan,mağlubiyeti tam sayfa haber olur.
Şampiyon oldu mu heryerde bayram olur,olamadı mı milyonlar kahrolur.
Yeri gelir elinde bira,önünde rakı,yeri gelir cebinde çakı,belinde sopa olur.
İlk yarı sonunda hüzün,maç sonunda çığlık olur.Bazen de tam tersi olur.
İyi günündeyse alayına ızdırap,kötü günündeyse yüreklere dert olur.
Futbolcusu,hocası,başkanı,taraftarı ne yapsa olay olur.
Top Alex 'teyse gol olur.
Taraftar elele tutuşsa buradan Van 'a yol olur.
Milyon € 'luk adamlar kulübede ağaç olur.
Ağlatan,aldatan,küstüren olur,ama yine de hep geri dönülen sevgili olur.
Her çocuk doğar,büyür,okur,adam olur.
Yeterince adam olduysa da Fenerli olur.
Gerisi yalan olur..!

10 Mayıs 2011 Salı

Faydalı Eserler Serisi..!

Kim demiş,içerken okunmaz diye.Her kadehte ilim irfan.Afiyet olsun,Allah zihin açıklığı versin.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Dostlar Alışverişte Görsün..!

Her ne kadar rakip denilecek bir firmada çalışıyor olsam da,Migros'tan alışveriş yapmak hayatımın en büyük zevklerinden biri.Kadınlar indirimin ilk günü Mango,Zara vs. gibi yerlerde nasıl hissediyorsa ben de öyle hissediyorum kendimi Migros'ta alışveriş yaparken.Neredeyse her akşam eve girmeden önce uğradığım kapımın önündeki Migros'a haftada bir defa da evin toplu alışverişini yapmak için uğruyorum.

İşte Puffy'nin alışveriş listesinin,olmazsa olmazları:
  • Taze Kaşar (tostluk)
  • Ezine Beyaz Peynir (kahvaltılık & rakılık)
  • Bonus Rokfor
  • Kaymaklı Yoğurt
  • Sek Light Süt (4 x 200 ml)
  • Becel
  • Yumurta
  • Polonez Dana Jambon
  • Pınar Sosis
  • Kıyma (500 gr)
  • Barilla Makarna
  • Tost Ekmeği
  • 4 x 1 LT Pepsi Max
  • Nescafe 2'si 1 arada
  • Yeni Rakı 70 CL
  • 6-Pack Miller
  • Muz
  • Domates
  • Çarliston Biber
  • Dondurulmuş Parmak Patates
  • Calve Sarımsaklı Mayonez
  • Heinz Ketçap
  • Browni Intense
  • Kolalı Jelibon
  • Çerezza Popcorn
  • Kuru Kayısı
  • Uykusuz
  • Camel White (karton)
  • Nivea Silver Protect Deodorant

13 Nisan 2011 Çarşamba

Kenan'la Düet Yapacak Kıvama Geldim..!

BB'nin yazılımını güncelledim.Bu tip işler ne kadar kolay olsa da bir şekilde terslik gelir beni bulur.Bangır bangır yazıyor orada "Güncelleme işlemi yapılırken,bağlantıyı yada elektrik kaynağını kesmeyin" diye.Elektrik kesildi.Hem de bahçede ne bok yediğini kestiremediğim iş makinasının vurduğu kepçe darbesinin elektrik kablosunu koparması sonucu.
Allahtan 3 saat içinde yaptılar da geceyi karanlıkta geçirmek zorunda kalmayacağım.

Esas konu;
Güncelleme bittikten ve telefon yeniden açıldıktan sonra,Nokia'nın ilk modellerinden kalma bir sorun geçmiş çağlardan fırlayıp elime kondu.Türkçe karakterlerin mesaj kotasından ikişer ikişer düşmesi.Onu dene,bunu dene olmuyor.
Aradım Turkcell müşteri hizmetlerini.Daha önce de teknik destek için aramıştım,hemencecik çözmüşlerdi başka bir sorunumu.

Kayıt: "Ortalama bekleme süreniz 5 dakikanın üzerindedir".

Yedik bi bok bekleyeceğiz.Ama her 30 saniyede bir aynı mesaj,bir türlü 5 dakikalık psikolojik sınırın altına inemiyorum.Sıkıldım kapattım.
Sonra bir daha aradım.

Kayıt: "Son 24 saat içerisinde bizi ikinci sefer aradığınız için,müşteri temsilcinizle öncelikli olarak görüşebileceksiniz"

Hah dedim,sistemin açığını buldum.Önce ara,hemen kapat,sonra yeniden ara,öncelikli olarak seni alsınlar,diğer mallar beklesin.Misal,Garanti Bankası'nda Bonus kartla numara alanla,kartsız numara alan arasındaki gizli gerginlik.

Meğer esas mal benmişim.
Değişen tek şey,
Kayıt: "Birazdan size yardımcı olacağız,beklediğiniz için teşekkürler"

Koskoca Turkcell'in iki tane call center operatörü yoktur herhalde.Ya da aynı anda kaç tane gerizekalı arayıp dakikalarca esir alabilir operatörleri.Belli ki Turkcell'de bir sıkıntı var bu aralar.Telefonlar susmak bilmiyor şikayetçi yada sorun yaşayan abonelerden.Esaslı şirketlerin call center ında dakikalarca bekliyorsan eğer,orada bir sıkıntı vardır.En azından benim düşüncem hep budur.

10 ve 15 dakikalık iki bekleme süresinin sonunda sorunum çözüldü ama Kenan'ın şarkısını da ezberledim anasını satayım.Bir de takıldı dilime ki en fenası o.....daha daha derin,daha canlı,herkesin paylaştığı,bir hayat lazım....!

9 Nisan 2011 Cumartesi

* Her gördüğü çekik gözlü için,Bruce Lee,Jackie Chan esprisi yapan adam,maldan daha maldır.

Kuyruklu Yalanlar:
* Dur dediğin zaman duracağım söz.
* Ben sadece sana sarılıp uyumak istiyorum.
* Bu zam oranı şirket ortalamasının oldukça üstünde.

* Yeniden...Çirkin kadına tahammülün yok!

* Herkes Champix kullanmaya başladı.Ama sigarayı bırakanını görmedim.Philip Morris mi sürdü acaba ilacı piyasaya.

* Her iyi şeyin içinden bir olumsuzluk bulup huzur kaçıran insanla,her boktan durumdan pozitif bir çıkarım yapmaya çalışan insana duyduğum nefret,eşit seviyededir.

* Alex Ferguson ve Arsene Wenger'le oturup rakı içsek,dipsiz futbol sohbetleri etsek keşke.

* Şehir Fırsatı'na yerel rakip çıkmış : Semt Fırsatı

* 118 küsür furyası ne pis şeymiş.

* İçinde kan taşının etkisini taşıyan bir çeşit extract barındıran,traştan sonra sürüldüğünde hem kanamayı durduran,hem de cildi yumuşatıcı ve nemlendirici etkisi olan bir ürün sürülsün piyasaya.

* Yeni bir vahiy gelsin.Her kula makul olmak kaydıyla bir dilek hakkı tanınsın.Hakkını hala "Dünya Barışı" ndan yana kullanan olursa,alnından öpülsün,mesih ilan edilsin.

3 Nisan 2011 Pazar

Reklamın İyisi Kötüsü Olmaz..!

Normal şartlarda günde ortalama 60-70 hit alan blogum,31 Mart günü tam 714 hit almış.O tarihte yayınladığım bir postum da olmamasına rağmen bu kadar hit nereden geldi diye merak ederken,istatistikler sekmesinde sorumun cevabını buldum.O tarihte EkşiSözlük'te açılan "İmamım Ordusu" başlığına 655.sırada yapılmış olan entryde(sayfa 66) şu linke rastladım.

















Bloguma verilen link ise şu posta yönleniyor.
EkşiSözlük'e de girdik diye sevineyim mi,üzüleyim mi bilemedim..!

20 Mart 2011 Pazar

Naughty Office..!

İş ortamı,özellikle de kalabalık bir open office,birçok farklı insanı biraraya getiren ve aynı zamanda sosyalleşmeyi de körükleyen bir unsur.Gün içerisinde kadınların erkeklerle,erkeklerin de kadınlarla en çok zaman geçirdiği yerler bunlar.Çoğu insan eşini,çocuğunu,annesini,babasını gördüğünden çok birbirini görüyor.Durum böyle olunca,yer yer duygusal,yer yer de fiziksel anlamda etkileşimlerin ortaya çıkması kaçınılmaz.

Temel bir inanış,iş ortamında her türlü birlikteliğin gizli saklı yaşanması gerektiğidir.Fiziksel birliktelikler için bu inanışı geçerli kılacak birçok etken sayabiliriz,ama duygusal birliktelikler için aynı şeyi söylemek zor.

Mesela,öğlen saati kahveleri içip geyiğin dibine vururken,hemen karşı masada oturmuş ve farkında olmadan acayip bir frikik vermiş olan ofis kızlarından birine iç geçirip,yanındaki adama da bu sahneyi görsel olarak servis ederken,o adamın o kızla duygusal bir ilişki içinde olup olmadığını nasıl bileceksin.Üstelik bu adamlar senin yakın arkadaşın.Belki sen bu durumdan haberdar olmadığın için sana içten içe kızıp kinlenmeyecek,ama bence bu çok düşük bir ihtimal.
Kadınların düşündüğünün aksine,erkekler yattıkları kalktıklarından çok,etraftaki kalça,göğüs ve bacakları konuşurlar.

Madem böyle bir risk var,o zaman ofisteki hiçbir kadın hakkında bu tarz konuşmayacaksın kendi aranda ki,bu nahoş durum ortaya çıkmasın.Ama o da olmaz.Gün içerisinde aklından belki 100 kere seks geçen bir yaratık,bunlara bakmadan,arkadaşına göstermeden ve dile getirmeden rahat edemez.

Buradan ofis içerisinde duygusal ilişki yaşayan her erkeğe tavsiyem olsun.İş ortamında gizli saklı aşk ilişkileri çok ama çok tehlikelidir.Ama sadece bu sebepten dolayı.Gerisi hikaye.Kimse bir kadına yada erkeğe,yan masasında yada karşısında oturan insanla aşk yaşıyor diye kalkıp da tek bir laf edemez.

6 Mart 2011 Pazar

  • Adem yasak elmayı yediğinde boğazında kalmış da,ondan mı erkeklerin gırtlağındaki çıkıntıya "Adem Elması" deniyor?
  • Dünyanın en geniş ve en güvenilmez iletişim ağı: "Kadın Çenesi".
  • Taksi ve minibüs şöförünün aşırı ısrarı,korna ve selektörle tacizi,kararımı değiştirip,onun gittiği yere gitmemde yada taksiye binmeye karar vermemde ne kadar etkili olabilir ki?
  • İzlerken uyuya kaldığım bir film de Oscar almasın be arkadaş.Üstelik filmin orijinal adı doğrudan çeviriye bu kadar yatkınken neden "Zoraki Kral"?Adamın kral olmakla bir zoru yok ki,sadece ulusa seslenişte sıkıntı var.
  • Lig Tv yöneticilerine:3D maç yayınına falan başlayıp aklıma girmeyin,beni durduk yere masrafa sokmayın.O televizyonlar 3.000 TL'den başlıyor.Türkiye buna daha hazır değil.
  • Facebook olmasa,kimsenin doğumgününü hatırlayıp da kutlayacağım yok. 
  • Oyunculuktan yönetmenliğe geçişte en başarılı adamdır bence Clint Eastwood.Bkz.Hereafter,Invictus,Changeling,Flags Of Our Fathers,Mystic River and many more.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sender Unknown..!

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak,konuşulmamak,bakılmamak hatta!
Biraz korunmak,biraz şımarmak...
Birkaç çeşit yemek yapmak,İstiklal Caddesi'nde sıkı sıkı elini tutmak,belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek,bir yerlerde çay içmek,pazar sabahı kahvaltı etmek uzun uzun,sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!
Neden mi?
Herkesin eli tutulmaz,herkesle film seyredilmez,herkesle çekirdek çitlenmez,herkesin kadını olunmaz da o yüzden!
İçinden gelmeli...
Hücrelerine kadar hissetmeli,dna'larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz,bir anda ya olunur ya olunmaz.

Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa,kafa da hiç karışmaz ya,olsun!
Oysa bazen tek bir söze yada bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...
Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bir ara.
Sabahları uyandığımda "Günaydın sevgilim" mesajları görmek istiyorum.Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum.Özlemek istiyorum birini.Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum.Dayanamamak istiyorum.
Çalışırken,düşünmek istiyorum sonra onu.Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara.Gülümsediğim için daha çok çalışmak.
Birini sevmek istiyorum,hiç kimseyi sevmediğim gibi,biri sevsin istiyorum beni,hiç sevilmediğim gibi.
Biri o kadar çok sevsin ki beni,hatalarımı da sevsin istiyorum!
O kadar çok sevsin ki,hata yapmaktan ödüm kopsun.
Kıskansın istiyorum biri beni.Sorsun istiyorum "Neredesin?" diye."Hımm kim aradı bakayım" diye.Ben sormam ama,korkmasın.O sorsun!
"Biliyor musun ne oldu?" ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana.Mutlaka ipe sapa gelmez birşey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar.Ya bir yavru kedi macerası yada işte ona benzer birşeyler olmuştur.Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışım da hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya,dinlesin işte."Ya evet,çok mühim şeyler olmuş" falan desin bir de sonunda.
Şimde ben istesem İstiklal Caddesi'nde birinin elini tutup gezemem mi?İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip,aynı zamanda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı arasam?
Şimdi ben yalnız olmak istemesem,yalnız olur ve bunları da yazıyor olur muydum?
Hiç sanmam!
Birinin elini tutmakla,birinin elini sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var.Ya tutarsın yada tutmazsın.Yada tutmuş gibi yaparsın.
Ben yapmam!
Bunu zaten bilirsin.
Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulamazsın.
Sadece bilirsin.
Bilmek!
Açıklaması yok.
Ve ben elini sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal Caddesi'ne gitmeyeceğim.Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım.
Repliklerin bir anlamı yoksa,kimseyle film seyretmeyeceğim.
Zaten çekirdeği unutsun bile,asla olmaz!
Birinin kadını olmak istiyor canım,biraz korunmak,biraz şımarmak...


Şirketin posta odasında,onlarca fatura,fuar davetiyesi,firma tanıtım broşürleri,ürün numuneleri vs. vs. lerin arasında kaybolmuşken gördüm adımı zarfın üzerinde.Gönderen ile ilgili hiçbi bilgi yoktu.İçinden çıkan İstinye Park antetli kartpostalın arka yüzüne zımbalanmış olan printer çıktısında,noktasına,virgülüne kadar aynen bunlar yazıyordu.
Yalan konuşamam,hoşuma gitti birisine böyle birşey yaptırmış olmak.Kimden geldiğine dair biraz kafa yordum ama bulmak imkansız.Zaten bana karşı böyle şeyler hisseden bir kadın varsa,mümkünse bulmayayım onu.Onu da üzer,onun da hayallerini yıkarım muhtemelen daha önceleri istemeden de olsa çok fazla yaptığım gibi.

23 Ocak 2011 Pazar

Evolution..! (episode 1)

İlkokul çağındaki bir erkek çocuk,genelde kızlardan nefret eder,kah hırpalama,kah hakaret etme,kah eteğini açarak herkesin içinde küçük düşürme yöntemleriyle de bu nefretini açığa çıkartır.O yaşlarda eteğin altında saklı olan şeylerle zerre kadar ilgilenilmediği ve hatta orada ne olduğu bile bilinmediği için,amacın sadece küçük düşürme olduğu aşikardır.
İşte o dönemlerde,belki de sınıfın en tıfıl çocuğu olan ben,yaşıtlarım yukarıda saydığım aktivitelerle uğraşırken,kızların çantalarını taşımalarına yardım eder,onlara mektuplar falan yazar,sıralarına bırakırdım.Ama tüm bunları yaparken,opportunist yaklaşımdan uzak,o eteğin altında ne olduğundan ben de bihaberdim.Hemcinslerim beni dışlamasın diye de,onların yanındayken ben de aynı şeyleri yapmaya,en azından bu yapılandan keyif alıyormuş gibi davranmaya özen gösterirdim.

Gördüğüm şeylerden etkilenmeye başladığım dönem,tam da ortaokula başladığım yıla tekabül eder.Cinsel açıdan bana ilk ve en çekici gelen şey,tarih öğretmenimiz Melda Hanım'dı.30'larının başında,orta boylu ve inanılmaz diri bir vucüda sahip bu kadın,bir o kadar da cüretkardı.Derin göğüs dekolteleri ve yırtmaçlarıyla okulda bir efsaneydi.Birgün tebeşiri elinden düşürmüş ve almak için tam da önümde yere eğilmişti.Daracık eteği,yırtmacın olduğu yerden boylu boyunca yırtılmış,ben de kadının yusyuvarlak kalçalarıyla gözgöze gelmiştim."Gerçek" anlamda ilk ereksiyonumu o gün yaşadığımı hatırlıyorum.

Ardından lise yılları,ilk cinsel deneyim,saçma sapan ilişkiler,gündüz gezmeleri,mirc'de geyikler,ilk msn sürümüyle yazışmalar vs. vs. gibi pek de dişe dokunur olaylara sahne olmayan,zaten son senesi itibariyle okul ve ailenin,senin geleceğin üzerine endişelerinden oluşan dayatmaları ve zorlamalarıyla girilen depresif sınav stresi.

Üniversite yılları ise gerçekten ilginçti.Yaşadığım şehri terkedip,daha önce hiç gitmediğim bir şehire gitme durumu,bir yandan heyecan,bir yandan da sosyal bir korkuyu birlikte barındırıyordu.Okumanın kolay ama onun dışında kalan herşeyin zor olacağını tahmin ederken,tam da tersi bir durum meydana geldi.Sosyal yaşantımla ilgili hiçbir sorun yaşamayınca,bu sefer derslere ayıracak zaman ve konsantrasyon bulamaz oldum.Etrafımdaki çoğu insan daha okulun ilk haftasından,birilerinin elinden tutmuş,sevgili olmuş,gözgöze gezip,dizdize oturmaya başlamıştı.Bu durum bana aşırı riyakar gelmişti.Sanki hayatlarında ilk defa karşı cinsle bu kadar yakın olma şansını yakalamış gibi,herkes tuttuğu dala sıkı sıkıya tutunma çabası içerisindeydi.Benim acelem yoktu.Birilerinin elini tutmaya ihtiyacım da yoktu.Yalandan aşk sözcükleri fısıldamaya,birilerini onu sevdiğime inandırmaya ise hiç niyetim yoktu.Bilinçli olarak takınmadığım bu tutum,benim gibi düşünen yada asıldıkça kasınlan kadınları çok daha kolay elde etmemi sağladı.Kısacası neredeyse birlikte olmak isteyeceğim kadınların tamamıyla birlikte oldum.Bunun içine 15 günlük ilişkileri de,one-night stand'leri de ve hatta öğlen arası sevişmelerini de katabiliriz.

Buraya kadar herşey iyi hoştu.Ama eksik birşey vardı.O da duyguydu.Hissetmeden geçen yıllar duygusal körelmeye,yaşananların yüzeyselliğiyle,bağlılık,sadakat,sevgi,aşk gibi değerlerin gelişmemesine sebebiyet vermekteydi.Ki ben bunu yıllar sonra farkedecek ve eksikliğini hissedecektim.

To Be Continued...

15 Ocak 2011 Cumartesi

4

Markafoni 
Bundan kaç yıl önceydi hatırlamıyorum ama,Markafoni ilk kurulduğunda,şimdi hatırlamadığım birinden davet gelmişti ve ben de siteye üye olmuştum.O dönem hotmail account umda bulunan herkese de davet yollamıştım.Meğerse baya bir kişi o davetin üzerine üye olmuş,hatta alışveriş de yapmış.Şimdi benim hesabımda onların alışverişlerinden kazandığım 60 TL'lik alışveriş çeki varmış. 

Sunumda Rezillik 
Expat yoğun bir şirkette çalıştığım için,internal toplantılar ve sunumlarda İngilizce kullanmak durumundayız.Geçenlerde yine bir sunumda,bizim ekibin en iyi İngilizce konuşan üyesi olarak sunumu yapmak bana düştü.Sunumun büyük kısmını da ben hazırlamıştım ama,çorbada herkesin tuzu olsun diye,diğerleri de birkaç slaytı hazırladılar sağolsunlar.Fiziksel büyümeden bahsedeceğimiz slaytın başlığında "Fisical Growth" ibaresini görünce kanım dondu.Allahım kimlerle çalışıyoruz. 

Levent'te Otostopçular
Bilenler için,Maslak'tan Beşiktaş'a giderken,Tekfen Tower'ın orada FSM köprüsüne bağlantı vardır soldan.İşte o sapakta her akşam,normal şartlarda taksinin bile belirli bir saatten sonra durup almayacağı katil,kapkaççı,ayyaş tipli otostopçular bir ümit geçen arabalara otostop çekiyorlar.Şaşkınım.

Protesto
Yeni moda bir protesto çıkmış.Bu sefer ki benzin zamları ve dünyanın en pahalı benzinini kullandığımız için.Bir radyocu başlatmış bu furyayı.Her sabah saat 07:00'de ve her akşam saat 19:00 da kontak kapatıp durmakmış ilk etapta belirlenen yöntem.Normalde zaten o saatlerde İstanbul trafiği ilerlemediği için 4'lüleri yakmaya dönmüş.Her sabah ve akşam o saatlerde trafikte 4'lü sarı lambaları yanan yüzlerce araç var.Bu millet protesto ile sadece kulüp başkanlarının değişebileceğini öğrenmeli artık.Zamanında da ışıkları yakıp,söndürüyorlardı.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Yeteneksiz Misin Türkiye..?

Sesi olmadığı halde kendini star sanan,futbol topunu farklı uzuvlarıyla sektirebilen,götü başı sallayıp kendini dansçı zanneden ve kafasının üstünde dönebilen ne kadar çok adam varmış ülkemde.
Son dönem kapitalist düzen tüccarlarının lideri Acun Ilıcalı,dur durak vermeden yeni uyuşturucular enjekte ediyor ülkenin damarlarına.
Ortadirek,kendinden birilerinin ekranda maymun olmasını izleyerek kendini daha iyi hissediyor,sanki karşı komşunun oğlunu da her an o sahnede görme ihtimali çok düşükmüş gibi.

Release Me Cipralex..!

Cipralex'le geçen 3.yılımı doldurdum şu sıralar.İlk 6 ay etkisini çok bariz şekilde hissettiriyordu ama zaman geçtikçe vücut alıştı ve hiçbir şey hissettirmeden devam etti her na yapıyorsa.
O zamandan bu zamana belli zamanlarda bırakmayı denedim,artık ihiyacım kalmadığını,iyileştiğimi düşündüğüm dönemlerde.Böyle bir dibe vuruş,böyle bir hayal kırıklığı yaşadığımı hatırlamıyorum hiçbir zaman.
2 gün evvel,blister bitince,yine bırakmaya karar verdim.Hayatım boyunca ilaca bağımlı şekilde yaşamak istemediğimi biliyorum sonuçta.Ne kadar kötü olabilir ki di mi yani?
Olmadı yine.Kabuslardan kabus beğenir oldum 48 saatte.Neler görmedim ki,yazsam,seri halinde kült korku filmi olur.

Merhaba Ben Puffy.
32 yaşındayım.
İstanbul'da yaşıyorum.
Satın almacıyım.
Cipralex bağımlısıyım.

Merhabaaaaa Puffyyyyyyy..!

Plan B - The Recluse