4 Ocak 2009 Pazar

Coffee House Mash-Up..!

Cumartesi öğlen,kiralık daire arayışları içerisinde gezinirken,hem biraz ısınmak hem de sıcak bişeyler içmek için bir mahalle kahvesine girdim.Ortalardan bir masaya oturdum.Önce biraz etrafımı seyrettim,sonra kahve ahalisi sırayla beni seyretmeye başladı.En genci kırklı yaşlarının sonlarında,genelde kirli sakallı ve gözlüklü insanlardan oluşan bu kalabalık,kulağında küpe,kısa saçlı,apoletli kabanlı ve fötr şapkalı bu adamın ne iş olduğunu sezmeye çalışıyordu.

Mekana,alışılagelmiş dev ekran televizyonlar,sinmiş ve ağırlaşmış tütün kokusu ve taze demlenmiş çayın buharı hakimdi.Bir ara arkamdaki kalabalık hızlı bir şekilde sandalyelerini sürüyerek gürültülü bir şekilde ayağa kalktılar.Aha dedim,koluma girip yaka paça beni dışarı atacaklar.Meğerse dip taraftaki masaya okey'e geçiyorlarmış.İçimden nedir bu heyecan diye düşündüm.Yeni birşey değil ki.Belli,yıllardır aynı tayfa,aynı yerde,aynı oyunu oynuyorlar.

Onlar beni kendi halime,ben de onları kendi hallerine bıraktıktan sonra,bir bardak çay söyledim ve dikkatimi giriş tarafındaki,daha temiz yüzlü ihtiyarların oturduğu masaya çevirdim.Konu,klasik ülke meseleleri.Bu sırada,daha sonradan 84 yaşında olduğunu öğrendiğim amca sinirle masaya yumruğunu vurdu ve malum devlet adamınını ve partiyi destekler nidalarla kendinden geçti.Karşısındaki dur sakin ol diye
meden,amcada kayış hepten koptu ve mekandaki herkese sallama moduna geçti.Ben,kahve adamı olmadığım ve bu ortamların raconuna yabancı olduğum için,durumun sıradan mı yoksa vahim mi olduğuna karar verebilmek için çırpınırken,okey masasında bir ıstaka devrildi ve başka bir amca,fikir çarpıştırmak için masaya yanaştı.

Aydın Doğan'ın devletten almak istediği araziden başlayan tartışma,Berlusconi ve Putin'e çekilen peşkeşlere vardı.Eskiden,Adalar'dan Moda'lardan sevgilileriyle denize giren insanların şimdi sokaklarda elele yürüyemediğine kadar geldi.Derken benim sesini açık unuttuğum telefonum cıp tıs cıp tıs bangır bangır çalma
ya başlayınca bütün kafaların tekrar bana dönüş hızı inanılmaz oldu.Mekan karışacak ben yavaş yavaş yolumu alayım derken,mekan sahibinin masaya getirdiği 52 bir anda herkesi sandalyesini düzeltip masaya yüzünü döndürmeye yetti.Kağıtlar karılmaya ve dağıtılmaya başladı.Ortam sakinleşti,benim biten çayım bir anda el çabukluğuyla tazelendi.Benim 30 dakikalık ziyaretimde bu kadar şey vuku bulduysa,allah bilir bütün gün ne absürdlükler oluyordur bu mekanlarda.Ama merak ettim,kahve insanlarını alıp Nero'ya,Gloria'ya,seni beni de alıp kahveye koysalar nasıl olurdu acaba?

1 yorum:

Müge dedi ki...

Hahahah, ay koptum seni kıraathane ortamında düşünürken. Bi kendime geleyim, tekrar yorum yazıcam buna.