27 Mart 2011 Pazar

26 Mart 2011 Cumartesi

20 Mart 2011 Pazar

Naughty Office..!

İş ortamı,özellikle de kalabalık bir open office,birçok farklı insanı biraraya getiren ve aynı zamanda sosyalleşmeyi de körükleyen bir unsur.Gün içerisinde kadınların erkeklerle,erkeklerin de kadınlarla en çok zaman geçirdiği yerler bunlar.Çoğu insan eşini,çocuğunu,annesini,babasını gördüğünden çok birbirini görüyor.Durum böyle olunca,yer yer duygusal,yer yer de fiziksel anlamda etkileşimlerin ortaya çıkması kaçınılmaz.

Temel bir inanış,iş ortamında her türlü birlikteliğin gizli saklı yaşanması gerektiğidir.Fiziksel birliktelikler için bu inanışı geçerli kılacak birçok etken sayabiliriz,ama duygusal birliktelikler için aynı şeyi söylemek zor.

Mesela,öğlen saati kahveleri içip geyiğin dibine vururken,hemen karşı masada oturmuş ve farkında olmadan acayip bir frikik vermiş olan ofis kızlarından birine iç geçirip,yanındaki adama da bu sahneyi görsel olarak servis ederken,o adamın o kızla duygusal bir ilişki içinde olup olmadığını nasıl bileceksin.Üstelik bu adamlar senin yakın arkadaşın.Belki sen bu durumdan haberdar olmadığın için sana içten içe kızıp kinlenmeyecek,ama bence bu çok düşük bir ihtimal.
Kadınların düşündüğünün aksine,erkekler yattıkları kalktıklarından çok,etraftaki kalça,göğüs ve bacakları konuşurlar.

Madem böyle bir risk var,o zaman ofisteki hiçbir kadın hakkında bu tarz konuşmayacaksın kendi aranda ki,bu nahoş durum ortaya çıkmasın.Ama o da olmaz.Gün içerisinde aklından belki 100 kere seks geçen bir yaratık,bunlara bakmadan,arkadaşına göstermeden ve dile getirmeden rahat edemez.

Buradan ofis içerisinde duygusal ilişki yaşayan her erkeğe tavsiyem olsun.İş ortamında gizli saklı aşk ilişkileri çok ama çok tehlikelidir.Ama sadece bu sebepten dolayı.Gerisi hikaye.Kimse bir kadına yada erkeğe,yan masasında yada karşısında oturan insanla aşk yaşıyor diye kalkıp da tek bir laf edemez.

6 Mart 2011 Pazar

  • Adem yasak elmayı yediğinde boğazında kalmış da,ondan mı erkeklerin gırtlağındaki çıkıntıya "Adem Elması" deniyor?
  • Dünyanın en geniş ve en güvenilmez iletişim ağı: "Kadın Çenesi".
  • Taksi ve minibüs şöförünün aşırı ısrarı,korna ve selektörle tacizi,kararımı değiştirip,onun gittiği yere gitmemde yada taksiye binmeye karar vermemde ne kadar etkili olabilir ki?
  • İzlerken uyuya kaldığım bir film de Oscar almasın be arkadaş.Üstelik filmin orijinal adı doğrudan çeviriye bu kadar yatkınken neden "Zoraki Kral"?Adamın kral olmakla bir zoru yok ki,sadece ulusa seslenişte sıkıntı var.
  • Lig Tv yöneticilerine:3D maç yayınına falan başlayıp aklıma girmeyin,beni durduk yere masrafa sokmayın.O televizyonlar 3.000 TL'den başlıyor.Türkiye buna daha hazır değil.
  • Facebook olmasa,kimsenin doğumgününü hatırlayıp da kutlayacağım yok. 
  • Oyunculuktan yönetmenliğe geçişte en başarılı adamdır bence Clint Eastwood.Bkz.Hereafter,Invictus,Changeling,Flags Of Our Fathers,Mystic River and many more.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sender Unknown..!

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak,konuşulmamak,bakılmamak hatta!
Biraz korunmak,biraz şımarmak...
Birkaç çeşit yemek yapmak,İstiklal Caddesi'nde sıkı sıkı elini tutmak,belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek,bir yerlerde çay içmek,pazar sabahı kahvaltı etmek uzun uzun,sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!
Neden mi?
Herkesin eli tutulmaz,herkesle film seyredilmez,herkesle çekirdek çitlenmez,herkesin kadını olunmaz da o yüzden!
İçinden gelmeli...
Hücrelerine kadar hissetmeli,dna'larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz,bir anda ya olunur ya olunmaz.

Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa,kafa da hiç karışmaz ya,olsun!
Oysa bazen tek bir söze yada bir bakışa yıkılır bütün duvarlar...
Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bir ara.
Sabahları uyandığımda "Günaydın sevgilim" mesajları görmek istiyorum.Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum.Özlemek istiyorum birini.Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum.Dayanamamak istiyorum.
Çalışırken,düşünmek istiyorum sonra onu.Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara.Gülümsediğim için daha çok çalışmak.
Birini sevmek istiyorum,hiç kimseyi sevmediğim gibi,biri sevsin istiyorum beni,hiç sevilmediğim gibi.
Biri o kadar çok sevsin ki beni,hatalarımı da sevsin istiyorum!
O kadar çok sevsin ki,hata yapmaktan ödüm kopsun.
Kıskansın istiyorum biri beni.Sorsun istiyorum "Neredesin?" diye."Hımm kim aradı bakayım" diye.Ben sormam ama,korkmasın.O sorsun!
"Biliyor musun ne oldu?" ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana.Mutlaka ipe sapa gelmez birşey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar.Ya bir yavru kedi macerası yada işte ona benzer birşeyler olmuştur.Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışım da hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya,dinlesin işte."Ya evet,çok mühim şeyler olmuş" falan desin bir de sonunda.
Şimde ben istesem İstiklal Caddesi'nde birinin elini tutup gezemem mi?İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip,aynı zamanda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı arasam?
Şimdi ben yalnız olmak istemesem,yalnız olur ve bunları da yazıyor olur muydum?
Hiç sanmam!
Birinin elini tutmakla,birinin elini sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var.Ya tutarsın yada tutmazsın.Yada tutmuş gibi yaparsın.
Ben yapmam!
Bunu zaten bilirsin.
Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulamazsın.
Sadece bilirsin.
Bilmek!
Açıklaması yok.
Ve ben elini sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal Caddesi'ne gitmeyeceğim.Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım.
Repliklerin bir anlamı yoksa,kimseyle film seyretmeyeceğim.
Zaten çekirdeği unutsun bile,asla olmaz!
Birinin kadını olmak istiyor canım,biraz korunmak,biraz şımarmak...


Şirketin posta odasında,onlarca fatura,fuar davetiyesi,firma tanıtım broşürleri,ürün numuneleri vs. vs. lerin arasında kaybolmuşken gördüm adımı zarfın üzerinde.Gönderen ile ilgili hiçbi bilgi yoktu.İçinden çıkan İstinye Park antetli kartpostalın arka yüzüne zımbalanmış olan printer çıktısında,noktasına,virgülüne kadar aynen bunlar yazıyordu.
Yalan konuşamam,hoşuma gitti birisine böyle birşey yaptırmış olmak.Kimden geldiğine dair biraz kafa yordum ama bulmak imkansız.Zaten bana karşı böyle şeyler hisseden bir kadın varsa,mümkünse bulmayayım onu.Onu da üzer,onun da hayallerini yıkarım muhtemelen daha önceleri istemeden de olsa çok fazla yaptığım gibi.

13 Şubat 2011 Pazar

29 Ocak 2011 Cumartesi

23 Ocak 2011 Pazar

Evolution..! (episode 1)

İlkokul çağındaki bir erkek çocuk,genelde kızlardan nefret eder,kah hırpalama,kah hakaret etme,kah eteğini açarak herkesin içinde küçük düşürme yöntemleriyle de bu nefretini açığa çıkartır.O yaşlarda eteğin altında saklı olan şeylerle zerre kadar ilgilenilmediği ve hatta orada ne olduğu bile bilinmediği için,amacın sadece küçük düşürme olduğu aşikardır.
İşte o dönemlerde,belki de sınıfın en tıfıl çocuğu olan ben,yaşıtlarım yukarıda saydığım aktivitelerle uğraşırken,kızların çantalarını taşımalarına yardım eder,onlara mektuplar falan yazar,sıralarına bırakırdım.Ama tüm bunları yaparken,opportunist yaklaşımdan uzak,o eteğin altında ne olduğundan ben de bihaberdim.Hemcinslerim beni dışlamasın diye de,onların yanındayken ben de aynı şeyleri yapmaya,en azından bu yapılandan keyif alıyormuş gibi davranmaya özen gösterirdim.

Gördüğüm şeylerden etkilenmeye başladığım dönem,tam da ortaokula başladığım yıla tekabül eder.Cinsel açıdan bana ilk ve en çekici gelen şey,tarih öğretmenimiz Melda Hanım'dı.30'larının başında,orta boylu ve inanılmaz diri bir vucüda sahip bu kadın,bir o kadar da cüretkardı.Derin göğüs dekolteleri ve yırtmaçlarıyla okulda bir efsaneydi.Birgün tebeşiri elinden düşürmüş ve almak için tam da önümde yere eğilmişti.Daracık eteği,yırtmacın olduğu yerden boylu boyunca yırtılmış,ben de kadının yusyuvarlak kalçalarıyla gözgöze gelmiştim."Gerçek" anlamda ilk ereksiyonumu o gün yaşadığımı hatırlıyorum.

Ardından lise yılları,ilk cinsel deneyim,saçma sapan ilişkiler,gündüz gezmeleri,mirc'de geyikler,ilk msn sürümüyle yazışmalar vs. vs. gibi pek de dişe dokunur olaylara sahne olmayan,zaten son senesi itibariyle okul ve ailenin,senin geleceğin üzerine endişelerinden oluşan dayatmaları ve zorlamalarıyla girilen depresif sınav stresi.

Üniversite yılları ise gerçekten ilginçti.Yaşadığım şehri terkedip,daha önce hiç gitmediğim bir şehire gitme durumu,bir yandan heyecan,bir yandan da sosyal bir korkuyu birlikte barındırıyordu.Okumanın kolay ama onun dışında kalan herşeyin zor olacağını tahmin ederken,tam da tersi bir durum meydana geldi.Sosyal yaşantımla ilgili hiçbir sorun yaşamayınca,bu sefer derslere ayıracak zaman ve konsantrasyon bulamaz oldum.Etrafımdaki çoğu insan daha okulun ilk haftasından,birilerinin elinden tutmuş,sevgili olmuş,gözgöze gezip,dizdize oturmaya başlamıştı.Bu durum bana aşırı riyakar gelmişti.Sanki hayatlarında ilk defa karşı cinsle bu kadar yakın olma şansını yakalamış gibi,herkes tuttuğu dala sıkı sıkıya tutunma çabası içerisindeydi.Benim acelem yoktu.Birilerinin elini tutmaya ihtiyacım da yoktu.Yalandan aşk sözcükleri fısıldamaya,birilerini onu sevdiğime inandırmaya ise hiç niyetim yoktu.Bilinçli olarak takınmadığım bu tutum,benim gibi düşünen yada asıldıkça kasınlan kadınları çok daha kolay elde etmemi sağladı.Kısacası neredeyse birlikte olmak isteyeceğim kadınların tamamıyla birlikte oldum.Bunun içine 15 günlük ilişkileri de,one-night stand'leri de ve hatta öğlen arası sevişmelerini de katabiliriz.

Buraya kadar herşey iyi hoştu.Ama eksik birşey vardı.O da duyguydu.Hissetmeden geçen yıllar duygusal körelmeye,yaşananların yüzeyselliğiyle,bağlılık,sadakat,sevgi,aşk gibi değerlerin gelişmemesine sebebiyet vermekteydi.Ki ben bunu yıllar sonra farkedecek ve eksikliğini hissedecektim.

To Be Continued...