31 Ocak 2010 Pazar

Bırakın Artık Bu İşleri..!

Artık o kadar alışmış ki gözüm televizyonda,yandan,alttan,üstten giren reklam şeritlerine,çoğunu farkedemez olmuşum.Geçen akşam farkettim,
"Behlül yaz 3169'a gönder,Aşkı Memnu'nun yakışıklısının en güzel resmi cebine gelsin".
"Polis yaz 155'e gönder,telefonun gerçek polis telsizi sesiyle çalsın." şeklindeki reklamlar hala devam ediyor.71 milyonluk ülkede,113 milyon kayıtlı cep telefonu var.Yani nüfusun % 159'u cep telefonu kullanıcısı.Bu açıdan bakınca dayanıyorlar herifler reklama tabi.Ama artık her yerde internet de var,internet cafe de.Her telefonun kutusundan bilgisayara bağlantı kablosu da çıkıyor.Millet her istediğini bedava koyuyor zaten telefonuna.Behlül'ün resmine 32 kontör verecek enayi kaldı mı?

Yine aynı gece,Recep İvedik 2' ye denk geldim Show TV'de.Barım barım "Tv'de ilk kez!" yazıyor sağ üst köşede.Bundan da baymadı hala medya.Bu film sinemada oynayalı tam 1 sene olmuş ve neredeyse her ulusal kanalda bir kere denk gelmişimdir.Üstelik 15 gün sonra serinin 3.filmi vizyona giriyor.İmkanı var mı tv'de ilk kez olmasının allahaşkına?Bırak ulan..!

Magazin programlarına ayrı bir kılım."Maraba Televole!" demişti ya bundan yıllar evvel Maradona,o günden beri esir ettiler bizi "Azzz Sonraaaa..!" muhabbetine.Arkadaş sıkılmadılar yıllardır aynı sloganla adam oyalamaya.Bir magazin programı 2 saat ise,bunun 1,5 saati,programda yayınlanacağı iddia edilen vtr' lerin kısa kısa,en can alıcı yerlerinde durdurulan özetleriyle geçiyor.
"İmparator kimleri yaylım ateşine tuttu?"
"Avşar kızı'ndan,ortalığı karıştıracak açıklamalar..!"
"Ünlü diva kimlere,neden soysuzlar dedi?"   Azzzz Sonraaaa..!
Siz de bırakın ulan..!

30 Ocak 2010 Cumartesi

Ben Bugün Yarin Farmville'ine Girdim,Ay Benim Canım,Bir Hoşum Bugün..!

Millet bir yaştan sonra,şehir hayatından elini eteğini çekip,Marmaris'e,Bodrum'a falan yerleşip,evinin önündeki küçük bahçede,kendince organik tarım yaparak,kahvaltı sofrasına taze domates,biber,öğlen yemeğine taze fasulye,akşam rakı yanındaki çoban salataya maydanoz falan yetiştirmeye başlar.

Farmville sağolsun,artık genç yaşta,hem de şehirden elimizi eteğimizi çekmeye gerek bırakmadan,bizi bu zevke nail ediyor.

Sevdiceğimin Farmville aşkı,artık bir saplantı halini almış durumda ve bu durum beni endişelendirmeye başladı.Geçen akşam kendi de dile getirdiği üzere,eve gelir gelmez yaptığı ilk iş,tarlaya girmek.Ben de birkaç akşam,o iğrenç traktör ve biçerdöver sesiyle irite olup da,sesini kısmasını rica etsem de,bunu her akşam söylemek zorunda kalacağımı görünce,bu sesle yaşamayı öğrendim artık.Benim için,günün en keyifli anları,bu sesler eşliğinde televizyonda seyrettiğim şeyi anlamaya çalışarak geçirdiğim dakikalar oldu.

Sevdiceğimin bu emeklerinin Famville adminleri tarafından ödüllendirildiğini görmek de,bana ayrı bir gurur kaynağı oldu.Patates'te bilmem kaçıncı seviyeye geldiği için,ödülünü takdim etmek üzere bizzat Mark Zuckerberg geldi dün akşam.

26 Ocak 2010 Salı

Kaderden Kaçılmaz..!

Günlerden 16 Ocak Cumartesi idi.Aile fertleriyle birlikte kahvaltı yapmak üzere,yanımda sevdiceğim,arka koltukta da kayınvalidem Bağdat Cadde' sinde ilerliyorduk.Sevdiceğim yol üstünden bir ayakkabı mağazasına uğramak istediğini belirtti.Ben de arabayı sağa çektim,dörtlüleri yaktım,motor da çalışır vaziyette,kendisinin bu elzem alışverişi yapmasını beklemeye koyulduk kayınvalidem ile birlikte.
Fakat bu akşam saatlerinde,kolay kolay hayırlı haber vermeyen peder bey'in,telefonda bana, "Hatalı parktan 62 TL cezan hayırlı olsun!" demesiyle rüyadan uyandım.Sevgili EDS yakışıklı bir resmimi çekmiş,yanına da ceza makbuzunu iliştirmiş,göndermiş ruhsattaki adrese.

Şimdi;
Bu olaydan çıkarılabilecek dersler:

1-Bir kadının ayakkabıcıya girip çıkması,hiçbir zaman kısa süreli duraklama süresine sığmaz.
2-Ayakkabıcıya onunla birlikte girmemiş olmanız,sizden para çıkmayacağını garanti etmez.Ayrıca almadığı bir ayakkabı için de para ödemek zorunda kalabilirsiniz.(ayağına olmamış)
4-Trafikte ayağınız devamlı gazda ve kapılar kilitli şekilde seyretmeniz gerekir.Nitekim ayakkabıcıdan 200 metre sonra,kafede gördüğü arkadaşına da merhaba demek için atmıştı kendini arabadan.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bu Havada Sokağa Çıkmayı Sevmem,Çıkandan Da Hazzetmem..!

Akşam oturmasına Peder Bey ile Valide Hanım'ı konuk edecektik sevdiceğimle birlikte.Gel gör ki,ağır hava muhalefeti,site içi yollarda yer yer araçların patinaj gösterileri,gidip gelen elektrik ve çalışmayan asansör,daveti ertelemek zorunda bıraktı bizi.O bozuk asansör de,bugün 2 kere dışarı çıkmak zorunda kalan bendenizi,8.kata merdivenle çıkmak zorunda bıraktı 2 keresinde de.

Dedik ki,yoğun yemek sofrası zahmetine girmeyelim,yarı yemek,yarı çay sofrası bir format belirleyelim.1 tepsi börek sipariş etmiş bulundum daha dün akşamdan.Sevdiceğim de brokoli çorbası ve patates salatasıyla eşlik etti menüye.Fakat bizimkiler gelemeyince,bir tepsi börek de (yaklaşık 3,5 kilo) ikimize kaldı.Hoş yollar bayağı bir kapanınca,getiremez herhalde dedim motorsikletli eleman böreği ama,azimle getirdi.Üstelik çalışmayan asansör yüzünden 8.kata yürüyerek varıp böreği sağsalim bana teslim ederken,can veriyordu garip az daha.

Baktım olacak gibi değil,böreğin bir kısmını karşı komşulara verelim dedik ama sevdiceğim tabaklarını hijyen dolayısıyla tanımadığı insanlara vermek istemediğini beyan edince,köylü gibi plastik tabakla vermek zorunda kaldım.Böylece tabağın geri gelirken içinde barındırabileceği,her türlü karşı komşu mutfağı mamülden de feragat etmiş oldum.

Televizyonda tüm gün süren yoğun kar yağışı ile ilgili tüm haberleri dikkatle seyrettim.Bu sırada E-5' in trafiğe kapandığını,araçların yolda öylece durduğunu defalarca söyleyerek sevdiceğimin içini baydım.O da bana "Pazartesi,yağış yüzünden işler tatil edilse keşke!" dedi.Sanırım,özel sektörü,Milli Eğitim Bakanlığı' na bağladılar sanıyor.Ben de ona bugün metrobüslerin bile çalışamadığını,arabayı çıkaramazsak,zaten pazartesi işe gidemeyeceğimizi söyleyerek biraz umut verdim kendimce.

Televizyondaki kadın isyan ediyordu."Böyle her kar yağdığında biz sefalet mi çekeceğiz?" diye.
El insaf be kadın!
En son 2004'te yağmış böyle kar İstanbul'a.Üstelik böyle kuvvetli bir yağış,nerede olursa olsun sefalet getirir.Yollar kapanır,millet yolda kalır,araçlar arıza ve kaza yapar.Sen de çekeceksin 3-5 yılda bir bu sefaleti.Allahın emri.Evi olmayan,üstüne giyecek kıyafeti olmayan ne yapacak."Belediye şehrin üzerine neden branda germedi?" diye de sor da tam olsun bari.

Mim Manyağı Yaparım Hepinizi..!

"Objesyon",yani objelere olan takıntı.Ben buldum bu tabiri,yada en azından öyle düşünmek istiyorum.Asla vazgeçemeyeceğim 3 objeyi de aşağıda yazdım.

1-Gillette Mach3 Traş Bıçağı
2-Kol Düğmelerim
3-Playstation

Kedili Cadı,Borsa,Müge,Kaput,Mügemmell,Bokbocesi,alayınızı da mimledim.
Hadi Buyrun.

Sonra Millet Uçak Tuvaletinde Sevişince,Kamu Davası Açmasınlar..!



17 Ocak 2010 Pazar

Siz Hala Bizim Müslümanlaştıramadıklarımızdan Mısınız?

Dünya üzerinde tüm ülkelerin ve hükümetlerin üstünde bir lobi gücüne sahip olan iki sektör;Sigara ve Silah.Silah olayı diğerine göre biraz daha karmaşık tabi.Sonuçta her köşe başındaki prefabrik büfede bir AK-47 bulma şansımız yok.Ama sebep oldukları ölümlerin sayısı birbiriyle rahat yarışır.Ama konumuz bu değil.

Akp hükümeti ile sigara firmaları arasında sıkı bir soğuk savaş seyrediyor son aylarda.Devlet,bütçesindeki açığı kapatmak için sigaraya ek vergiler koyarak elde edeceği parayla,sağdan soldan kaçıp giden miktarları telafi etme çabasında.Bunu da yaparken örnek olarak AB ülkeleri gösterilmekte.Ne de olsa biz de AB müzakereleri çerçevesinde uzun bir listeden oluşan reformları tamamlamalıyız.Özellikle sigara gibi,son yıllarda özel tüketim vergisine tabi olan birçok üründe AB ülkeleri ile eşdeğer fiyat uygulaması yapılması gerekiyor.
Eğer amaç gerçekten devletin daha fazla vergi geliri elde etmesini sağlamak olsaydı,bunun farklı yolları da vardı.Sonuçta PM' ye,BAT' ye ve JTI' ye tütünü de devlet satıyor.Koyardı vergiyi işlenmemiş tütün satış fiyatının üstüne,verirdi insiyatifi firmalara,"Ne kadar satarsan sat arkadaş,ben vergimi peşin alırım" derdi.

AB ile uyum sürecinde,binbir reformun içinden işine gelenleri seçtin ve öncelik verdin.Bunu anladım.Jet hızıyla kapalı alanlarda sigara içmeyi yasakladın.Alkollü mekanları boşalttın.Ardından "Sigaranın satış fiyatı AB ile aynı olacak,siz fiyatları yükseltmezseniz ben ek vergi koyar yükseltirim" dedin.Ona da tamam.

Avrupa'da bir paket sigara ortalama € 4.Türkiye'de € 2,7.

Devlet Türkiye'de,en düşük maaşlı işçisine ve memuruna brüt € 240 maaş veriyor.Unakıtan'ın dediğine göre "asgari ücret" uygulamasının olduğu aday ve üye ülkeler sıralamasında Türkiye 13.sırada.Hemen üstümüzde € 471 ile Slovenya var.Yani Slovak vasıfsız işçi,bizimkinden 96% daha fazla maaş alıyor.Bir başka deyişle,Slovak işçinin bir aylık brüt maaşı 117,5 paket,Türk işçinin maaşı ise 88 paket sigara ediyor.

(Not:En yüksek asgari ücret € 1.403 ile Lüksemburg'da - 350 paket sigara)

Peki hükümetin esas amacı nedir?
"Biz sizin içki içmemizi istemiyoruz.Alkollü mekanlardan çıkmamızı istiyoruz.Bu mekanlarda sigara içmemizi de istemiyoruz.Hatta sigarayı pahalılandırarak evinizde de içememenizi istiyoruz.Halkın sağlığını ve uzun yaşamasını çok önemsiyoruz.Çünkü siz sağlıklı ve uzun yaşadıkça daha çok çalışıp daha çok vergi verebileceksiniz,hatta birçoğunuz 65 yaşında emekli olup,hayatınızın geri kalanını çoluk çocuk,torun tombalakla mutlu bir şekilde geçireceksiniz" derdi herhalde bir milletvekiline sorsak.

Ama gerçekte işin aslı o değil.Hükümetin asıl amacı,bizi kendi aklınca imana getirmek.İçki ve sigara gibi dinimizce mekruh sayılan şeylerden,bizi irademiz dışında mahrum ederek,daha müslüman ve daha imanlı olmamızı sağlamak.Yani allahın bize verdiği aklı,iradeyi,kendi tercihlerimiz dışında,onların istediği gibi kullanmak."Sigara içemedikten sonra meyhaneye gitmenin ne anlamı var? " ve "Maaşımın büyük bir kısmını sigaraya vereceksem,neden içeyim bu boku? " şeklindeki söylemleri çokça duymuyor muyuz son zamanlarda?

Kaçınız meyhanede içemiyorum yada çok pahalılandı diye sigarayı bıraktınız?
Daha doğrusu kaçınız sadece maddi sebeplerden dolayı sigarayı bıraktınız?Tanıdığım birçok insan sigarayı bırakmaktan ziyade,daha ucuzunu içmeye başlıyor.Ben ve benim gibi insanların sigarayı bırakması için başka sebeplere ihtiyaç var.Ya ani gelen bir kalp krizi,karşı cins için hamile kalmak vs.

Ama biz zaten onların müslümanlaştırmak istediği kesimden değiliz.Onların gözünde biz müslüman bile değiliz.Biz,her ay maaşımızın üçte birini devlet için istemdışı kenara ayıran,karşılığında hala hiçbir sosyal güvencesi olmayan,içen,sıçan,vuran,kaçan,sözümona hukuk devletinin özel sektördeki köleleriyiz.
Biz hala Avrupa'nın en pahalı benzinini satın alıyor,en pahalı otoyol ve köprü ücretlerini ödüyoruz.Hala en kötü trafiği biz çekiyor,çamurlu,inşaatı bir türlü bitmeyen kaldırımlarda geziyoruz.Ödediğimiz hiçbir verginin yada paranın karşılığını alamıyoruz.Tüm dünya GDO' lu ürünlerin ülkelerine girişlerini yasaklarken,biz tonlarca GDO' lu ürün siparişi veriyoruz.

Son zamanlarda dinlediğim en iyi konuşmalardan birini Muharrem İnce yapmış.Defalarca dinlemekten sıkılmadım.Mecliste bu adam gibi 10 adam daha olsa,alayının hakkından gelirdi.

http://www.dailymotion.com/video/xbv660_muharrem-ynce-konuymasy_sport