30 Ağustos 2009 Pazar

Bir Pazarım Vardı,Onu Da Nuh Çimento Aldı..!

Kendini çimento kamyonu zanneden,aslen içinde bir uzay mekiği motoru barındıran ve aralıksız dört pazardır,sabahın 10'unda,camımın altında konuşlanarak,kıçından,başından uzayan kollarıyla,yan sitenin istinat duvarını inşa etme kisvesi altında faaliyet gösteren bu aşağılık,şerefsiz mahlukat için neler hissettiğimi,sizlere buradan anlatamam sevgili okuyucular.

Bunun bu kadar zamanda boşalttığı çimentoyla,bırak istinat duvarını,100 haneli yepyeni bir uydukent inşa edilirdi.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Corporate My Ass..!

Özellikle kriz dönemlerinde,özel sektörün öncelikli cost-killing uygulaması adam çıkartma oluyor.Bunu yaparken de çoğu şirketin,uzun zamandır çalışan,yüksek maaş alan personeli listenin başlarına koymayı götü yemiyor.
Yüksek tazminatlar ve kafası çalışan elemanın hakkını yasal platformda araması ihtimali korkutuyor patronları.O sebepledir ki,hep alt kademe,düşük maaşlı personeli çıkarmayı tercih ediyorlar.Ülkede gözüken reel işsizlik bile yalan.Çünkü özel sektörü de içinde barındıran yapay bir istihdam sözkonusu.
2.500 TL maaşlı bir adamın yapabileceği işi 800 TL maaş vererek,kıyasla daha vasıfsız 3 kişiye dağıtıyor işveren.Böylece "
Benim şirketimden 400 kişi ekmek yiyor " gibi suni bir böbürlenme yaşıyorlar.

Peki kriz kapıyı çalıp,cirolar,kazançlar düşünce ne yapıyor aynı adamlar.Tek kalemde üstünü çizip kapının önüne koyuyor bu 3 kişiyi.Geri kalan personelin mesaisini uzatıyor,sırtına yeni sorumluluklar yüklüyor ve başlıyor vasıflı işgücünü sömürmeye.Canına tak eden beyaz yakalı da karartıyor gözünü,basıyor istifayı.Bu sefer giden adamın maaşının yarısını pay ediyor iki düşük vasıflıya ve patronun karşısına çıkıyor personel müdürü:
"
Geçen çeyrekten bu yana personel maliyetlerimizi 40% düşürdük efemmm ".
Sırta bir sıvaz,bir "
aferin Nizamettin Bey ",oldu da bitti maşallah.Kadro düştü 350 kişiye.Ama lansman "Kriz zamanında bile en az sayıda eleman çıkartarak deal etmeyi başardık " şeklinde.

Bunun en büyük sorumlusu ise,piyasayı düşüren kanaatkar orta vasıflı ve vasıfsız işgücü.Sen elinde pırıl pırıl,yaldızlı cv,bekliyorsun kapıda.Karşında oturan adam belli ki asgari ücretle küçük bir yerde çalışıyor.Sen giriyorsun içeri diyorsun "3.000 liranın altına çalışamam,belirli bir hayat standardım var,altına inemem ve zaten qualification larım da bu paranın altında bir paraya çalışmamak için oldukça yeterli ". Arkandan giren adam 1.000 liradan açıyor kapıyı.Tamam işi senin gibi yapamayabilir ve muhtemelen yapamayacaktır da.Ama o adam,sesini çıkarmadan mesaiye de kalır,canı sıkılan patronun getir götürüne de bakar,sinirli anlarında fırçasını yiyip sineye de çeker.Gerekirse eve gitmez.Yol parası verme, 500T 'ye biner gelir,yemek parası verme,evden sefertası getirir.Bir şekilde kanaat eder yani.

Durum böyle olunca,işveren beyaz yakadan kaçar,o adama yönelir.Sivri,ne istediğini bilen,idealist ve hakkını arayan,haklı olduğu konuda sonuna kadar yürüyen adamdan hoşlanmaz.Tabi her patron için geçerli değildir bu ama,istisnalar kaideyi bozmaz.

Sonuç olarak,sen ben gibi adamları bir korku kaplar görüşmeden 2 gün sonra hala aranmadığını görünce."Acaba çok mu istedim,yanlış birşey mi söyledim? " diye.
Hiç alakası yok.
Benim hizmetime ihtiyaç duyan bir işveren varsa,bana hakkımı vermek zorunda.Ben hakkımı istemez,onun peşinden koşmazsam,kimse bana "
Sen kalifiye adamsın,sana şöyle iyi para veriyorum,sosyal imkanın gırla,al altına araba,bu da primin " demez.Demezse de demesin.Gitsin doldursun şirketi 300-500 liraya mallarla.
Ben de öyle istihdamın da,şirketin de,patronun da içine sıçayım sevgili okur çok afedersin.

25 Ağustos 2009 Salı

Güzel Kadınlar Diyarı‏..!

Nedir bu Venezuela 'nın olayı?
Nasıl bir güzellik monopolüdür ki bu,yıllardır dünyayı ve kainatı tekeline almış,ne diyarların,ne güzellerini harcamış?
Son kainat güzeli yine Venezuela 'lı oldu.Tacını da,geçen senenin güzeli memleketlisinden devraldı.

"Güzellik görecelidir " kavramının yerini,"Güzellik ,Venezuela 'lı kadındır " çoktan almış durumda.Ve pek de fazla insanın buna karşı bir tez oluşturması mümkün değil.Hakikaten çok güzeller.Roberto Carlos 'un sayısını bilemediğim çocuklarının anneleri arasında 3 tane de Venezuela 'lı var zira.

Ama adamların bu konuyu aslında ne kadar ciddiye aldıkları ve ne kadar üstüne düştükleri de bir gerçek.Yıllardır dünya ve kainat güzellerinin oradan çıkmasının sebepleri var.Belki biraz masalvari,belki biraz absürd gelebilir ama,Rio Karnavalı 'na dansçı yetiştiren samba okulları gibi,Venezuela'da da güzellik okulları varmış.Oturmasından,kalkmasına,yürümesinden,yemesine,içmesine,sohbetine,hanım efendiliğine,zerafetine kadar herşeyi adeta kadınlara yükledikleri bu okullar,verdikleri mezunların en class olanlarını uluslararası yarışmalara gönderip,ne kadar taç varsa toplatıyor.

E bana da bu güzellik karşısında şapka çıkartmak kalıyor.

Viva Venezuela..!

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Belediyeler Sigara Ruhsatı Dağıtsın..!‏

Siz şimdi sanıyor musunuz ki,devlet büyükleri,bir an evvel AB 'ye girebilmek için,yada insanımız kanser olmasın,daha uzun,daha sağlıklı yaşasın diye sigara yasağını jet hızıyla devreye soktu.Yapılması gereken belki de yüzlerce reform niteliğinde uygulama beklerken,işin kolayına kaçıyorlar ve yine işlerine geleni yapmayı tercih ediyorlar.

Barlar,meyhaneler,restaurantlar,sigaranın en çok tüketildiği mekanların başında geliyor.Bunları kahvehaneler takip ediyor.Birinde insanlar eşiyle dostuyla iki kadeh rakı yuvarlayıp,sohbet ediyor.Yerine göre futbol muhabbeti,yerine göre ekonomi,politika tartışıyor.İkincisinde de benzer muhabbetler masaya yatırılıyor,ama alkol tüketimi yerine,okey,tavla,iskambil ve hatta yerine göre küçük veya büyük kumar oynanıyor.

Kısacası iki opsiyonda da insanlar kendi meşreplerince sosyalleşiyor.Düşünüyor,tartışıyor,eğleniyor,kızıyor,isyan ediyor,sakinleşiyor.

Durum böyle olunca,tiryaki ayağını meyhaneden,kumarbaz kahvehaneden çekecek.İslami itikatlara ve kanunlara göre yasak olan dünyevi zevklerden biraz daha sıyrılınacak.Daha az alkol tüketimi,daha az arkadaş grubu,daha az sohbet,daha az düşünen,daha antisosyal bir toplum.Evinde oturup,televizyon ve gazetenin sundukları ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı 'nın müsade ettiği sınırlı sayıda internet sitesiyle takip edecek hayatı.

Halihazırda,içki servisi yapmak isteyen işletmelerin hepsi,bağlı bulundukları belediyelere başvurarak,biraz da gerekli insanların cebini görerek,ruhsatlarını alıp mekanlarını işletiyorlar.
Sanılmasın ki AKP 'li belediyeler,içki ruhsatı vermiyor.Sadec
e daha fazla görmeniz lazım onları,çünkü onların çok daha fazla paraya ihtiyacı var.Araplar artık yatırımlarının kaymağını yemek istiyorlar.Yeşil sermayenin artık geridönüşüme da başlaması gerek.

Amaç üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek değilse,birden fazla çözüm sözkonusu aslında.Ama onlar sigaraya ek vergiler koyarak fiyatını 10 lira seviyesine çekmeyi tercih edecek gibi gözüküyorlar.Dağıtsana içki ruhsatı gibi,sigara ruhsatı.Vergilendirmesini de ona göre ayarla.Ruhsatı alan adam,sigara içmediği için dumandan rahatsız olacak müşterisinden feragat etsin,kapısına da assın "Bu işletmede sigara içilmektedir " diye,içkinin de dumanın da dibine vursun.Allah aşkına sigara içmeyen kaç kişi gidip meyhanede içki içiyor.Öğlen tatilinde kahve,çay içmeye bile inmiyor bu adamlar ben biliyorum.







Resmi GittiGidiyor'da buldum.Çok hoşuma gitti.Uzak köşe sağda Müjdat Gezen ve solda Savaş Dinçel.Ev sahibi Aziz Nesin'in keyfi yerinde.


17 Ağustos 2009 Pazartesi

Nazar Boncuğu Niyetine Askerlik Hatırası..!‏

Güya torpilim vardı.Yakın bir yerlere gidecektim.Kütük İstanbul'da olduğu için biraz tırsıyordum ama,Van 'a gideceğim hiç aklıma gelmemişti.(Ki Kandıralı şu an aynı yerde silah altında.)
İlk 3 gün hiç uyku girmedi gözüme.3.günün sonunda uykusuzluktan adeta bayıldım.Uzun dönem askerler doğal olarak nefretle bakıyordu bize.Onlar 550 gün sayarken,biz kafadan 150 sayarak başlıyorduk mevzuya.
25 günlük eğitimin ardından,rütbelerimiz takıldı, "çavuş" sıfatıyla gezinmeye başladım alayda.Az çok bana yakın meşrepte olanlar ismimle yada çavuş diye hitap ederken,biraz daha garip,gözü açılmamış,ezgin tayfa "komutanım" diye sesleniyordu.Garipsedim tabi.Koskoca binbaşıya da komutanım diyor bana da.

Neyse;
Çavuş olunca,az da olsa biraz sorumluluk veriyorlar adama,salıyorlar ortalığa.Ottan boktan sorumlu oluyorsun tabi.Tuvaleti temizleyen adamın hesabını senden soruyorlar,yatakhanede sigara içildiyse,içeni bulup "Aha bu içti komutanım" demen falan gerekiyor.Her şeyin kimin suçu olduğunu biliyorsun tabi ama kıyamıyorsun da allahın garibanına.

Bir gece nöbetçi çavuşum diye sabahlamam,herhangi bir terslik olursa acilen müdahale etmem gerekiyor.
Ama nasıl da uykum gelmiş.Şöyle 15 dakika kestireyim diye uzandım yatağıma.Bir ses geliyor koğuşun diplerinden:

"Hele hoi hoi hoi,hele hoi hoi....".

Uyutmuyor terbiyesiz.Birkaç kere seslendim "Kesin laaaan..!" diye ama,2 dakika sonra yine başlıyor.Artık dayanamadım kalktım gittim yanına.Çekmiş kafasına kadar yorganı,kafayı da yastığın altına sokmuş,aklısıra ses yalıtımı yapmış,içeride çığırıyor bozkırın çocuğu.

Açtım yorganı,
- "Nooluo lan gece gece kafamızı siktin,yeter sus ta uyuyalım 2 dakika..!"
- "Memleketi çok özledim komutanım,anamı,babamı,bacımı.."

İnceden bir dağlandı yüreğim.Bir de herif tam pastoral çıkmaz mı."Kuzular "mee" ler,keçiler seker memleketimde,suları serindir içmeye" vs.vs. bitirdi beni.

"Ne kadar kaldı birader senin tezkerene?" dedim.
"Daha çok var" dedi.
"İzine falan gidersin sıkma bu kadar kendini" diye teselli moduna girmiştim ki,
"Ne kadar oldu sen geleli?" dedim.
"9 gün" demez mi pis herif.
"Puuu allah cezanı versin senin..!".

Daha 9.günden böyle yaparsan,sen 550 gün ne bok yiyeceksin burada.

16 Ağustos 2009 Pazar

Hırsız ve Çilingir..!

Bundan bir ay evvel,alt kattaki komşunun evine hırsız girdi.Kapılarının önünden her geçişimde,"Hala inşaat bittiğinde takılan ahşap ve güvenilmez kapıyı kullanıyorlar " diye söylenirdim.Nitekim bu unsecure kapılar hırsızların ağzını sulandırıyor.Nitekim olaydan birkaç gün sonra,o eski ahşap kapının yerini kalın ve heybetli bir çelik kapı aldı.Türk'ün aklı yine geç geldi başına.

Hep duyardım ama,o dört tarafından sürgüler,kilitler sarkan çelik kapılarında pek bir boka yaramadığını ise dün akşam öğrendim.Öğlen 14:00'te evden çıkan komşumuz,akşam saati kapımızı çaldı."Komşu,kapımı kurcalamışlar,anahtarım açmıyor " dedi.Aynı komşu geçenlerde anahtarını içeride unuttuğu için,yine akşam vakti çilingir çağırmış ve yuvasına girebilmesine yardımcı olmuştum.O akşam kapının kilitleri komple değişmişti.

Kapının sıkı sıkı kapılı olmasından dolayı,hırsızların kapıyı zorlamış fakat içeri girememiş olduğunu düşünüyorduk.Hemen kat sakinleri apartman boşluğunda toplandı.Çeşitli fikirler ortaya atıldı,hırsızlardaki engin cesaretten,sitedeki güvenlik eksikliğinden dem vuruldu.Neredeyse çaylar demlenip,iki sandalye atılıp kadınlar gününe çevrilmek üzereydi ki muhabbet,komşunun kocası,yanında yine aynı çilingirle çıkageldi.

Kapı açıldığındaysa,korkunç gerçek su yüzüne çıktı.Hırsız veya hırsızlar,eve girmeyi başarmış,yatak odasındaki dolapları olduğu gibi yerlere saçmış,yatağı altüst edip,kuyum ve ziynet zulalarını yoklamışlardı.Tüm mücevher kutuları antrede yerlere saçılmış,işe yarayacak pahalı ziynet yürümüş,dandik incik boncuk olduğu gibi ortada bırakılmıştı.Kadın,sinir bozukluğunun verdiği hızla,doğal olarak başladı ağlamaya.Annem tüm bu olan biteni,normalde bir veya iki kere duymaya alışık olduğumuz,"Aaaaaaaaa,vah vah vah " ve "Ooooooo,tüh tüh tüh " nidalarıyla izledi yaklaşık 1 saat boyunca.

Yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını sorduktan ve komşu kadın da biraz sakinledikten sonra,kapımızı kapatıp eve girdik.Çok hızlı bir şekilde kapıya içerden emniyet sürgüsü taktırmamız gerektiğini,böylece en azından bir evdeyken break in 'lerın önüne geçebileceğimizi anlatırken,sağolsun annem de evde olmadığımız zamanlarda ne yapacağımıza dair bir çözüm geliştirdi."Artık birimiz oturacak,diğeri gezecek,işlerini halledecek,gelecek,öbürü öyle çıkacak,napalım? ".

Gar gar güldüm tabi.

Şimdi de kafamı kurcalayan şey şu.Herkesin günahı boynuna ama,ellerinde her türlü kapıyı,kilidi açan teçhizat bulunan çilingirler,herhangi bir denetime,kontrole yada kanuna tabi mi?
Bu adamların açtıkları kapıları,taktıkları kilitleri vs. bildirdikleri bir kurum yada oda var mı?
En küçük bir olayda,günahsız da olsalar,"Geçenlerde çilingir geldiydi,kilitleri falan değiştirdi.Acaba onlar mı yaptı bu işi? " diye usual suspect muamelesi gördüklerini biliyorlar mı?
Yoksa en küçük iş için bile 40 lira gibi bir rakam aldıklarından dolayı,bunların hepsini sineye mi çekiyorlar?
Çünkü o an kapıda kalmış olan kimse,sadece evine girebilmeyi düşündüğü için,o anda bunların hiçbirini sorgulamıyor.Eli o adama mahkum olduğu için de 100 lira da istese sesini etmeden çıkarıp veriyor.

Hastasıyım Yerleşik Düzenin..!‏

Taşınma,badana gibi,düzenin sekteye uğradığı,eşyaların kalkıp yerinden oynadığı,metazori toparlanmaya sebebiyet veren her türlü aktiviteye karşı antipatim sözkonusu.Buna karşılık bu işlerin hepsi beni bulur.
En son olarak da ofiste geldi başıma.Geçen cuma akşamı işten çıkarken,tüm masaların toplanması talimatı geldi.

Neymiş efendim,bütün masalar gidip marangozhanede kesilecek,20 cm kısalacakmış.Topladım çıktım.Pazartesi geldiğimde masamı tekrar yerleştirmek yaklaşık 2 saatimi aldı.Ne çok eşyam varmış ofiste kullandığım da haberim yokmuş.Bu cuma yine masaları toplayıp öyle bırakacakmışız.Bu sefer de masalarımız depolara gidecek ve orada kullanılmaya başlanacakmış.Bize de yeni masalar gelecekmiş.Buraya kadar sineye çektim ama son nokta bardağı taşırdı.

Bir sonraki hafta ofisteki tüm kadronun oturma düzeni değişecekmiş.Ya kardeşim,hepsini bir haftasonunda ayarlasanıza.Neden kırk kere yoruyorsunuz adamı?Topla,yerleş,topla,yerleş yalama oldum.

İkili ilişkilerdeki başarılı tekniğimi kullanarak,sır gibi saklanan yeni oturma düzenine bir göz atma imkanım oldu bugün.Gözlerime inanamadım.Meğer karşı ofiste yerleşik olan İK ve Franchise departmanları da bizim ofise taşınıyormuş,masalar bu yeni düzende sığmayı kolaylaştırmak için kısaltılıyormuş.
İt ite,göt göte
bu yeni oturma düzeninin krokisinde,her masa ve kişi bit kadar gözüküyordu.Umarım ölçeklemede hata sözkonusudur ve bu kadar sıkışmayız derken,koca ofiste,150 kişinin arasında sadece benim yerimin değişmediğini görünce,çocuklar gibi sevindim ne yalan söyleyeyim.Sanki ben merkezli bir daire,ben sabit kalmak suretiyle,saat yönünde 180 derece döndürülmüş gibi olmuş.

Yine de masamı,toplayıp,yeniden yerleştirmem gereken 2 seansım daha var önümde ama yerimin sabit kalması çok hoşuma gitti.Hayatta güzel şeyler de oluyor demek ki :)
Yada bu kadar küçük şeylerden bile mutlu olur hale geldim.
Bilemedim.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Tek Sıra Halinde Hepsini Yedim..!




Gelin bakalım teker teker dışarı..!










Kaynaşmayın kendi aranızda,geçin sıraya.Kime diyorum ben.
Tek sıraaaaa..!








Haaah,şöyleeeee!