Maslak Caffé Nero'da,saat 12:15 itibariyle 4 kişi,hazırladıkları 10 kişilik masayı sağdan soldan gelecek tehlikere karşı koruma çabası içine girdiler.
Her gelen de sanki o masanın dolacağı belli değilmiş gibi,sandalyelere de,boşta duran masaya da hamle yaptılar bir ümit.
Püskürtme çabalarına rağmen,son gelen çingene meşrepli kızlar grubu,olayı Caffé Nero personeline şikayete kadar götürdü.Tam o sırada ufukta gözüken masanın müşterileri,halihazırda oturan ve hem ısrarcı kalabalıkla,hem de personelle cebelleşen grup tarafından coşkuyla karşılandı.
Söylene söylene dağılan roman meşrepli ahaliye,bir destek de
"Ama böyle de olmaz,ayıp yani di mi?" repliğiyle bizim masadan,Kızıl Sonja'dan geldi.
Sabahları binadan ilk çıkan benim sanırım.Ağaçlı,yeşillikli,bahçeli sitede oturuyoruz diye seviniyoruz ama,allahın emri gibi her sabah Indiana Jones misali yapışıyorum altıgen örümcek ağlarına.
Mübarek hayvan diye sesimizi çıkartmadıkça tepemize çıktı iyice.Ağaçtan ağaca,daldan dala salmış ağlarını,ne bok yediği de belli değil.Huylanıyorum,iğreniyorum örümcek ve bilumum eklem bacaklı familyasından.
Örme bir daha benim yoluma ağlarını,örme emi örümcek.
Ortayaşlı amcaların,ahbaplarının çocuklarına verdikleri öğütlere,tavsiyelere ve boş vaatlere,ya uyuzum diye çok denk geliyorum,yada çok denk geldiğim için uyuz oluyorum bu aralar.
Çocuk biraz uzun boylu mu,hemen basketbola yönlendirme çabaları.Bırak orayı,gel burada oyna telkinleri.Sağda,solda bir klüpte mutlaka bir tanıdığı.
Çocuk hafif kiloluysa,ekmek yeme,kolayı bırak,çikolata falan sakınnnnn..!
Sana ne lan.
Sen mi doyuruyorsun karnını çocuğun.
Yada Nba draft'ında L.A.Lakers seçse çocuğu 10 sene sonra,transfer parasıyla sana Miami'de villa mı alacak.
Bunları diyen adamın da kendi çocuğuna bir bakalım.
Allahın sıcağında,ortalık gavur _mı gibi yanıyor.Gençler,çocuklar havuzda eğlencede,oğlan şemsiyenin altında oturmuş,gözünde numaralı gözlük,elinde bir çizgi roman.Kendi çocuğunla bu kadar ilgilensen belki adam Nasa'ya girecek.O hala elalemin çocuğunu Muzaffer Kuşhan'a gönderme,LeBron James'e blok yaptırma peşinde.
Pis herif.
30 Haziran 2009 Salı
26 Haziran 2009 Cuma
Cinsellikten Tamamen Uzak Bir Yazı..!
Kadınların özellikle oturmalarına,kalkmalarına,konuşurken ellerini,kollarını kullanmalarına çok dikkat ederim.
Benim için bir kadının bunları düzgün yapıyor olması,geri kalan şeyler için de bir ön bilgi sağlar.Çünkü kanımca,bunları düzgün uygulayan kadının,geri kalan özellikleri de tatmin edici seviyede gelişmiş ve oturmuştur.
Bunlara bu kadar dikkat etmeme rağmen,kadının karşı cinse,mimik ve hareketlerle gönderdiği mesajları alabilme ve algılayabilme konusunda bir o kadar başarısızım.Yok saçına dokunursa hoşlanmışmış,yok bacağını sallıyorsa yolluymuş,yok efendim gözlüğünün sapını ısırıyorsa sex istiyormuş falan filan.
Bugüne kadar bir kere bile böyle birşeyin farkına varamamam,elbet birilerinin benden hoşlanmamasından,yollu olmamasından yada benimle sex yapmak istememesinden kaynaklanmış olamayacağına göre,ben sinyal yakalama ve çözme konusunda gerçekten başarısızım demektir.
Hayır nereden biliyorum?
Hayatımın aşkı,biricik sevdiceğim,bana kısa bir süre önce beni nasıl tavladığını ballandıra ballandıra anlatırken, "Aaaaa o ondan mıydı,neeee hakikaten mi?" şeklinde şaşırma efektleriyle yüzleştim gerçeklerle.Sonra da çok kızdım kendime,nasıl bir şuursuzluktur bu,çakal geçinip hiçbirşeyin farkına varmadan gelmişim bu noktaya diye.Ama o da,bu gibi şeyleri tüm kadınların yaptığını,hepsinin kendine özgü taktik ve teknikleri olduğunu ve kendisinin de bana çok profesyonelce yaklaştığı için farketmememin doğal olduğunu söylediğinde biraz rahatladım tabi.
Özel hayatın mahremiyetine saygımdan ötürü,burada tam olarak neler yaptığını anlatmam ama,şunu da belirtmeliyim ki,sevdiceğimin bana uyguladığı teknikler,yukarıda bahsedilen basit ve genel geçer tekniklerden çok daha seductive ve akıllıcaydı.Ve oldukça başarılı olduğunu da söyleyebilirim.
Benim için bir kadının bunları düzgün yapıyor olması,geri kalan şeyler için de bir ön bilgi sağlar.Çünkü kanımca,bunları düzgün uygulayan kadının,geri kalan özellikleri de tatmin edici seviyede gelişmiş ve oturmuştur.
Bunlara bu kadar dikkat etmeme rağmen,kadının karşı cinse,mimik ve hareketlerle gönderdiği mesajları alabilme ve algılayabilme konusunda bir o kadar başarısızım.Yok saçına dokunursa hoşlanmışmış,yok bacağını sallıyorsa yolluymuş,yok efendim gözlüğünün sapını ısırıyorsa sex istiyormuş falan filan.
Bugüne kadar bir kere bile böyle birşeyin farkına varamamam,elbet birilerinin benden hoşlanmamasından,yollu olmamasından yada benimle sex yapmak istememesinden kaynaklanmış olamayacağına göre,ben sinyal yakalama ve çözme konusunda gerçekten başarısızım demektir.
Hayır nereden biliyorum?
Hayatımın aşkı,biricik sevdiceğim,bana kısa bir süre önce beni nasıl tavladığını ballandıra ballandıra anlatırken, "Aaaaa o ondan mıydı,neeee hakikaten mi?" şeklinde şaşırma efektleriyle yüzleştim gerçeklerle.Sonra da çok kızdım kendime,nasıl bir şuursuzluktur bu,çakal geçinip hiçbirşeyin farkına varmadan gelmişim bu noktaya diye.Ama o da,bu gibi şeyleri tüm kadınların yaptığını,hepsinin kendine özgü taktik ve teknikleri olduğunu ve kendisinin de bana çok profesyonelce yaklaştığı için farketmememin doğal olduğunu söylediğinde biraz rahatladım tabi.
Özel hayatın mahremiyetine saygımdan ötürü,burada tam olarak neler yaptığını anlatmam ama,şunu da belirtmeliyim ki,sevdiceğimin bana uyguladığı teknikler,yukarıda bahsedilen basit ve genel geçer tekniklerden çok daha seductive ve akıllıcaydı.Ve oldukça başarılı olduğunu da söyleyebilirim.
25 Haziran 2009 Perşembe
Kamuoyu Yoklaması..!
Çok rüzgarlı bir havada,sokakta yürürken,herhangi bi sebepten ötürü,cebindeki bir tomar parayı çıkartmak zorunda kaldın.
Ve o sırada o tomarın içinden bir adet banknot rüzgarla birlikte uçtu gidiyor.
Ceylan gibi seke seke,uçan paranın peşinden koşman için,o banknot en az kaç para olmalı?
Ve o sırada o tomarın içinden bir adet banknot rüzgarla birlikte uçtu gidiyor.
Ceylan gibi seke seke,uçan paranın peşinden koşman için,o banknot en az kaç para olmalı?
24 Haziran 2009 Çarşamba
Pennies or Pence..?
Az sonra aşağıdaki aktaracağım hikaye için öncelikle,çok değerli ebeveynlerime teşekkürü bir borç bilirim.
Sevgili babam (ki blogun takipçileri kendisini "Fedon'un vokalisti" olarak tanırlar) ve yine aynı derecede sevgili annem,geçen yaz İstanbul Yelken Kulübü'nde,deniz kenarında güneşlenedururlarken,bir çeşit uluslararası yelken şampiyonası için kısa süreliğine ülkemizde bulunan yabancı uyruklu 16-22 yaş grubuna mensup bayan yelkenciler de ,etrafta şen kahkahalar atmakta ve bilumum eğlenceli faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Tam bu sırada,büfeden meşrubat almak üzere,uzun oturduğu (uzandığı) şezlongundan kalkarak uzaklaşmaya başlayan babam,kendisini bir anda bu bayan topluluğunun içinde bulur.Bu durumun çok da tesadüfi olmadığını düşündüğüm halde,yine de buraya kadar herşey normal seyretmektedir.
Kızlardan biri,elindeki sterlin'li,TL'li para yumağından kafası karışmış şekilde babam'dan medet umarak gösterdiği bozuk paranın ne kadar ingiliz parasına tekabül ettiğini öğrenmek ister.
Yabancı uyruklu,16-22 yaş grubuna mensup bayan yelkenci : "Hi,can you help me to find out how much pennies is this?"
Babam : "It's not pennies.It's pence." der,Robert College mezunu olmanın verdiği inanılmaz ego ve ileri seviye ingilizcesiyle.Adeta dil dersi vermektedir kendisi Londra'nın yeniyetmesine.
Fakat,
Az ileride az evvel babamın kalktığı şezlongun hemen yanındaki şezlonga uzanmış olan annem için bu sahne çok daha farklı gelişmiştir.
Kadın ,30 yıllık kocasını bir grup İngiliz çıtırın arasında,ortada bir tomar para,"Penis...penis!" derken izlemektedir.
Ve olay çıkar.
"Sen nasıl bir adamsın.Elin gavuruna,sabisine,nasıl olur da penis dersin.Hem ne alakası var.Ne penisi.Kart zampara.Yuh diyorum başka birşey de demiyorum."
Tabi babam 60 yılın verdiği tecrübe ve olgunluk bir yana,30 yıldır yeteri kadar tanıdığı kadın olan anneme hiçbir açıklama yapmayı yada işin doğrusunu anlatmayı tercih etmeyerek sessizce şezlonguna uzanır,yüzünde annemin çılgın tepkisine karşı pis bir tebessüm ile birlikte.
İkiniz de çok yaşayın emi.
Sevgili babam (ki blogun takipçileri kendisini "Fedon'un vokalisti" olarak tanırlar) ve yine aynı derecede sevgili annem,geçen yaz İstanbul Yelken Kulübü'nde,deniz kenarında güneşlenedururlarken,bir çeşit uluslararası yelken şampiyonası için kısa süreliğine ülkemizde bulunan yabancı uyruklu 16-22 yaş grubuna mensup bayan yelkenciler de ,etrafta şen kahkahalar atmakta ve bilumum eğlenceli faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Tam bu sırada,büfeden meşrubat almak üzere,uzun oturduğu (uzandığı) şezlongundan kalkarak uzaklaşmaya başlayan babam,kendisini bir anda bu bayan topluluğunun içinde bulur.Bu durumun çok da tesadüfi olmadığını düşündüğüm halde,yine de buraya kadar herşey normal seyretmektedir.
Kızlardan biri,elindeki sterlin'li,TL'li para yumağından kafası karışmış şekilde babam'dan medet umarak gösterdiği bozuk paranın ne kadar ingiliz parasına tekabül ettiğini öğrenmek ister.
Yabancı uyruklu,16-22 yaş grubuna mensup bayan yelkenci : "Hi,can you help me to find out how much pennies is this?"
Babam : "It's not pennies.It's pence." der,Robert College mezunu olmanın verdiği inanılmaz ego ve ileri seviye ingilizcesiyle.Adeta dil dersi vermektedir kendisi Londra'nın yeniyetmesine.
Fakat,
Az ileride az evvel babamın kalktığı şezlongun hemen yanındaki şezlonga uzanmış olan annem için bu sahne çok daha farklı gelişmiştir.
Kadın ,30 yıllık kocasını bir grup İngiliz çıtırın arasında,ortada bir tomar para,"Penis...penis!" derken izlemektedir.
Ve olay çıkar.
"Sen nasıl bir adamsın.Elin gavuruna,sabisine,nasıl olur da penis dersin.Hem ne alakası var.Ne penisi.Kart zampara.Yuh diyorum başka birşey de demiyorum."
Tabi babam 60 yılın verdiği tecrübe ve olgunluk bir yana,30 yıldır yeteri kadar tanıdığı kadın olan anneme hiçbir açıklama yapmayı yada işin doğrusunu anlatmayı tercih etmeyerek sessizce şezlonguna uzanır,yüzünde annemin çılgın tepkisine karşı pis bir tebessüm ile birlikte.
İkiniz de çok yaşayın emi.
Maslak-Kadıköy Arasını 24 dk.'ya İndirdik...Büyükşehir Çalışıyor..!
23/06/2009 salı günü,benim için tarihi bir gündü.
Fsm köprüsünde sismik güçlendirme çalışmasının 2.günüydü.
Sabah 06:50 'den 08:45 'e kadar Kazasker - Maslak yolunda delirdik sevdiceğimle birlikte.
Gel gör ki,akşam 18:30'da aynı yolu geri gitmek üzere yola çıktığımızda Maslak - Zincirlikuyu arasını 6 dk. da,Zincirlikuyu - Kadıköy arasını da 18 dk. da katederek toplam 24 dk. da destination'ımıza varmış bulunduk.
Nasıl iştir anlamak zor.Millet trafik oluyor diye erken m kaçtı evine,yada arabasını bırakıp,metrobüsle falan mı döndü?
İstanbul'un işine akıl sır ermiyor yine.
Ama bu trafik hep böyle rahat olsa,bu İstanbul tadından yenmez.
Fsm köprüsünde sismik güçlendirme çalışmasının 2.günüydü.
Sabah 06:50 'den 08:45 'e kadar Kazasker - Maslak yolunda delirdik sevdiceğimle birlikte.
Gel gör ki,akşam 18:30'da aynı yolu geri gitmek üzere yola çıktığımızda Maslak - Zincirlikuyu arasını 6 dk. da,Zincirlikuyu - Kadıköy arasını da 18 dk. da katederek toplam 24 dk. da destination'ımıza varmış bulunduk.
Nasıl iştir anlamak zor.Millet trafik oluyor diye erken m kaçtı evine,yada arabasını bırakıp,metrobüsle falan mı döndü?
İstanbul'un işine akıl sır ermiyor yine.
Ama bu trafik hep böyle rahat olsa,bu İstanbul tadından yenmez.
22 Haziran 2009 Pazartesi
Yatmadan Evvel..!
Geleneksel Türk mutfağı ile fast-food kültürünü biraraya getiren yeni buluşum;Dolmalı Sandviç.
Az evvel denedim.Pek de fena olmadı.Yeşil biber dolmasını yatırdım sandviç ekmeğinin içine.Çatalla bir güzel ezdim,yaydım,az da yoğurt gezdirdim üstüne,sağından solundan fışkıra fışkıra,döke,saça yedim.Muhtemelen iğrenç gözüküyordum ama,en azından yalnızken buna hakkım olduğunu düşünüyorum.
Bundan birkaç ay evvel,gecenin bir yarısı uyandım.Nasıl susamışım.Gittim mutfağa,bir de ne göreyim.Setin üstünde plastik bir şişede tahin var.Şişenin alt tarafı geniş top gibi,yukarı doğru kıvrımlı bir şekilde incelerek gidiyor.İnanılmaz sıkılası bir görüntü yani.
Ben de dayanamadım,aldım başladım sıkmaya.Sanırım uyku sersemi gücümü fazla ayarlayamadığımdan olacak,şişenin kağağı patlayana kadar sıkmışım.Tavan dahil,bütün mutfak dolapları tahin oldu.Heryerden damlıyor.Tam o filmlerdeki sakar adamların düştüğü sahneler gibi.Ama bir gerçek var ki,benimki sakarlıktan değil,salaklıktan.Gece gece hepsini temizleyene kadar anam ağlamıştı.
Beylerbeyi denen yer,ziyanlıktan öteye geçemiyor maalesef.İstanbul'un belki de manzara olarak en güzel yerlerinden biri ama,sadece bir tane restaurant var alkol satışı yapan.Geri kalan her yer kola,ayrana talim.Yemekleri de beş para etmez.Bilemedim ama,belki de diğer yerlerde yediğimiz şeyler de pek matah değildir de,yanına rakıyı verince,kusurlar kapanıyordur.
Az evvel denedim.Pek de fena olmadı.Yeşil biber dolmasını yatırdım sandviç ekmeğinin içine.Çatalla bir güzel ezdim,yaydım,az da yoğurt gezdirdim üstüne,sağından solundan fışkıra fışkıra,döke,saça yedim.Muhtemelen iğrenç gözüküyordum ama,en azından yalnızken buna hakkım olduğunu düşünüyorum.
Bundan birkaç ay evvel,gecenin bir yarısı uyandım.Nasıl susamışım.Gittim mutfağa,bir de ne göreyim.Setin üstünde plastik bir şişede tahin var.Şişenin alt tarafı geniş top gibi,yukarı doğru kıvrımlı bir şekilde incelerek gidiyor.İnanılmaz sıkılası bir görüntü yani.
Ben de dayanamadım,aldım başladım sıkmaya.Sanırım uyku sersemi gücümü fazla ayarlayamadığımdan olacak,şişenin kağağı patlayana kadar sıkmışım.Tavan dahil,bütün mutfak dolapları tahin oldu.Heryerden damlıyor.Tam o filmlerdeki sakar adamların düştüğü sahneler gibi.Ama bir gerçek var ki,benimki sakarlıktan değil,salaklıktan.Gece gece hepsini temizleyene kadar anam ağlamıştı.
Beylerbeyi denen yer,ziyanlıktan öteye geçemiyor maalesef.İstanbul'un belki de manzara olarak en güzel yerlerinden biri ama,sadece bir tane restaurant var alkol satışı yapan.Geri kalan her yer kola,ayrana talim.Yemekleri de beş para etmez.Bilemedim ama,belki de diğer yerlerde yediğimiz şeyler de pek matah değildir de,yanına rakıyı verince,kusurlar kapanıyordur.
21 Haziran 2009 Pazar
Savaş Sandıkta Kazanılır..!
Önce Vietnam,ardından Irak ve Afganistan.
Baba-oğul Bush yıllarca kazanamayacakları savaşları verdiler.Binlerce insan öldü,binlercesi sakat,evsiz,kimsesiz kaldı.Sonunda "Hiçbir savaşın kazananı yoktur" sözü doğru çıktı.Olan bir Saddam'a oldu,gerisi yalan oldu.
Barrack ne yaptı?
Tek kurşun sıkmadan,tek asker sürmeden,koskoca İran'ı bir haftada bitirdi.Benimle yaşıt "İran İslam Devrimi" yıkılma noktasına geldi.
Baba-oğul Bush yıllarca kazanamayacakları savaşları verdiler.Binlerce insan öldü,binlercesi sakat,evsiz,kimsesiz kaldı.Sonunda "Hiçbir savaşın kazananı yoktur" sözü doğru çıktı.Olan bir Saddam'a oldu,gerisi yalan oldu.
Barrack ne yaptı?
Tek kurşun sıkmadan,tek asker sürmeden,koskoca İran'ı bir haftada bitirdi.Benimle yaşıt "İran İslam Devrimi" yıkılma noktasına geldi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)