6 Temmuz 2010 Salı
4 Temmuz 2010 Pazar
Puffy'nin Seyir Defteri : Yıldız Tarihi Üçyüss,Beşyüss..!
Yangın
Geçen çarşamba plazada yangın çıktı.-6.katta eskiden poligon olarak kullanılan yerde kaynak yapılırken sıçrayan kıvılcımlar,tavan ve duvarlardaki ses yalıtımı için döşenmiş malzemeyi tutuşturunca,ortalık savaş alanına döndü.Koyu kahverengi dumanlar heryeri kapladı.Cayır cayır alarmlar çalmaya başladı ve bina ışık hızıyla boşaltıldı.Tabi sonrasında da şenlik başladı.Ne çok insan çalışıyormuş plazada o gün anladım.Bir de ne günyüzü görmemiş cevherler varmış meğer de insan içine çıkartmıyorlarmış.
Kelebek Etkisi
Bu aralar hiçbir mevsim ve hiçbir yerde görmediğim kadar çok kelebek var İstanbul'da.Birileri bu durumun deprem habercisi olduğunu söylese de,bence alakası yok.Acaba sadece benim bulunduğum yerler mi böyle?Yada yakınlarda bir yerde bir tahıl silosu mu böceklendi?
Yoksa son zamanlardaki deli yağışlar tırtılların biyolojik saatini mi bozdu?
Bu nasıl koku?
Fsm köprüsünden Asya'dan Avrupa'ya geçtikten sonra,Sarıyer sapağından girer girmez bir koku başlıyor ve Levent bağlantısına kadar devam ediyor.Nereden geliyor belli değil ama o kadar kötü ve ağır bir koku ki bu,birçok farklı iğrenç şeyin bileşimi olan ultimate birşey.Çok kötü.
Amerika'nın Kadın Öğretmenleri
Bir türlü anlayamadığım birşey varsa,o da Amerikalı kadın öğretmenlerin 12-13 yaşındaki sübyan erkek öğrencilerle sevişme tutkusu.Son zamanlarda daha nadiren rastlansa da halen devam ediyormuş bu gibi olaylar.Çoğu da eli yüzü düzgün,alımlı ve hoş kadınlar.Ne anlarlar bu çocuklarla sevişmekten,nasıl bir keyif alırlar?Çocuklar olayın doğası gereği mağdur sayılıyor tabi.Belki de bizim ülkemizin eğitim sistemindeki eksiklik bu iştahlı kadın öğretmenlerdir.Bizim çocukların cinsel dürtülerini erken yaşta harekete geçirerek belki daha kolay motive ederler öğrenmeye.
Zeytinli
Cuma akşamı,sevgili Nur'un işten ayrılması sebebiyle Asmalımescit'teki Zeytinli'ye gittik.12'şer kişilik 2 masa rezervasyonumuz vardı.İki masada oldukça uzun olduğu için mekanın girişinden yola kadar uzanıyordu.Tüm haftasını ofis içerisinde geçiren bir insan olarak cuma akşamımı ferah feza rakı içerek geçirebilmek için de masanın yol tarafına kuruldum.Saatler ilerledikçe rezervasyonsuz gelen 2'li,3'lü gruplar için teker teker masalar atılmaya başladı yola doğru.Doğal olarak da benim görüş açım,ferah feza hava saham bu masalar ve bu masaları işgal etmeye niyetlenen denyolar tarafından kapanmaya başladı.Garsona da 3 kere söyledim "Benim masamın dibine masa atma,benim huzurumu kaçırma" diye.Dinlemedi.Saat 22:00 sularında kulak misafiri olduğumuz sohbetlerinden anlaşıldığı üzere internetten tanışmış olan bir çiftin ilk akşam yemeklerine tanıklık etmeye başladık.Artık hesabı isteyip de her zaman olduğu gibi paraları toparlamak bana kaldığında garsonu da yanıma çağırıp benimle beraber saymasını istedim.
"Hesap tamam efendim.25 lira da bahşiş bırakmışsınız." dedi 24 kişilik masadan çıkan oldukça küçük bu rakama sitem eder bir ses tonuyla.
"Valla kusura bakma." dedim."Sen 100 liralık hesap almayı,100 liralık bahşişe tercih ettin.Yan masadan alacağın bahşişle idare edeceksin bu akşam."
Huzursuz Bacak Sendromu
Semptomları internetten araştırınca böyle bir teşhis çıktı.Günlerdir bacaklarım inanılmaz ağrıyor.Herkesin dinlenmek ve uyumak için girdiği yatakta benim bacaklarımın ağrısı tavan yapıyor.Bir türlü rahat bir pozisyona giremiyorum.Koyacak yer bulamıyorum bacaklarımı.Hatta bazı geceler dizime bir satır vurup kesip atmak istiyorum aşağı kısmı."Huzursuz bacak sendromu".Beni de bula bula bu buldu anlaşılan.Adam gibi bir hastalığım bile yok.
Davalı Puffyyyyy..!
Hayatımda ilk
defa hakkımda bir dava açıldı.Beraat talep ediyorum hakim bey.
27 Haziran 2010 Pazar
1927 - 2010
O kadar zor nefes almaya başlamıştı ki eve vardığımda,artık sayılı hakkının kaldığı aşikardı.Çok acı çekiyordu.Artık kurtulmasını,huzura kavuşmasını diledim.
Aynı gece acil bir müdahale gerekliliği ihtimalini de düşünerek hastaneye kaldırdık.
Gece 02:30'da haberi geldi.
Alttaki yazıyı yazdıktan 1 hafta sonra,gözlerini ebediyen kapadı.
Mekanın cennet olsun Melahat...!
Aynı gece acil bir müdahale gerekliliği ihtimalini de düşünerek hastaneye kaldırdık.
Gece 02:30'da haberi geldi.
Alttaki yazıyı yazdıktan 1 hafta sonra,gözlerini ebediyen kapadı.
Mekanın cennet olsun Melahat...!
20 Haziran 2010 Pazar
Dört "Keşke", Bir "İyi ki" yi Götürür..!
Ölüm herkes için ani ve sessiz olmuyor,olamıyor maalesef.Bazen yıllar öncesinden gelip yavaş yavaş tüketiyor insanı,bazen de bir anda ortaya çıkıp "Ben zaten yıllardır buradaydım ama senin haberin yoktu" diyebiliyor.
Ölüm kimseye acımıyor,herkes için farklı yollar,farklı senaryolar belirliyor sadece.
Babaannem için,ani gelen göğüs kanseri,bir dizi operasyon ve kemoterapi,ardından da acımasız bir metastaz ve can çekişerek gerçekleşecek bir ölüm planlamış anlaşılan.
Kaçınılmaz gerçekleri belki de herkesden daha kolay kabullenebilen bir adam olmama rağmen,gelişen olaylar,fiziksel acı çeken bir insan ve etrafında psikolojik olarak acı çeken yakınlarını görmek,duymak,hatta aynı odayı paylaşmak bile çok zor geliyor.Henüz o bedendeki ruh yerli yerinde olmasına rağmen,ölüm o odadan tüm eve yayılıyor.Sadece eve yayılmakla da kalmıyor,arta kalanları paket yapıp yanlarında götürüyor insanlar.Dedem ota boka ağlıyor.Yıllarca hayatı zindan ettiği,gün yüzü göstermediği,kendi istekleri ve tercihleri uğruna oradan oraya sürüklediği hayat arkadaşı,şimdi gözlerinin önünde günden güne ölüyor.Ve yapabileceği hiçbirşey yok artık.
Keşke o istediği buzdolabını alsaydı zamanında.
Keşke denizli kumsallı tatile gitmek istediğinde,peşinden sürüklemeseydi yaylalara.
Keşke o lafı etmeseydi,evlendikleri ilk ayın ilk kavgasında.
Ve bu şekilde sürer gider bu keşkeler.
Sonra aklıma bizim neler yaptığımız geldi.Neler için küsüp,neler için tartıştığımız.Neler için birbirimize bağırıp,çağırıp,hakaretlerle kalplerimizi kırdığımız.Ne için birbirimizi öldürüp,ne için bu dünyayı,bu hayatı birbirimize zehir ettiğimiz.
Babaannem için yapılacak fazla birşey yok artık.Hatta belki de beklemekten başka yapacak hiçbir şey yok.Tek dileğim daha fazla acı çekmeden kurtulması.Dedem için de bazı şeyler için çok geç artık.
Önemli olan tek şey;
Henüz çok geç olmadan,yapılabilecek,yapılması gereken şeyler için vakit ayırabilmek,o günler gelene kadar geçecek zamanı iyi değerlendirmek ve olabildiğince az "keşke" biriktirmektir ceplerimizde.
Ölüm kimseye acımıyor,herkes için farklı yollar,farklı senaryolar belirliyor sadece.
Babaannem için,ani gelen göğüs kanseri,bir dizi operasyon ve kemoterapi,ardından da acımasız bir metastaz ve can çekişerek gerçekleşecek bir ölüm planlamış anlaşılan.
Kaçınılmaz gerçekleri belki de herkesden daha kolay kabullenebilen bir adam olmama rağmen,gelişen olaylar,fiziksel acı çeken bir insan ve etrafında psikolojik olarak acı çeken yakınlarını görmek,duymak,hatta aynı odayı paylaşmak bile çok zor geliyor.Henüz o bedendeki ruh yerli yerinde olmasına rağmen,ölüm o odadan tüm eve yayılıyor.Sadece eve yayılmakla da kalmıyor,arta kalanları paket yapıp yanlarında götürüyor insanlar.Dedem ota boka ağlıyor.Yıllarca hayatı zindan ettiği,gün yüzü göstermediği,kendi istekleri ve tercihleri uğruna oradan oraya sürüklediği hayat arkadaşı,şimdi gözlerinin önünde günden güne ölüyor.Ve yapabileceği hiçbirşey yok artık.
Keşke o istediği buzdolabını alsaydı zamanında.
Keşke denizli kumsallı tatile gitmek istediğinde,peşinden sürüklemeseydi yaylalara.
Keşke o lafı etmeseydi,evlendikleri ilk ayın ilk kavgasında.
Ve bu şekilde sürer gider bu keşkeler.
Sonra aklıma bizim neler yaptığımız geldi.Neler için küsüp,neler için tartıştığımız.Neler için birbirimize bağırıp,çağırıp,hakaretlerle kalplerimizi kırdığımız.Ne için birbirimizi öldürüp,ne için bu dünyayı,bu hayatı birbirimize zehir ettiğimiz.
Babaannem için yapılacak fazla birşey yok artık.Hatta belki de beklemekten başka yapacak hiçbir şey yok.Tek dileğim daha fazla acı çekmeden kurtulması.Dedem için de bazı şeyler için çok geç artık.
Önemli olan tek şey;
Henüz çok geç olmadan,yapılabilecek,yapılması gereken şeyler için vakit ayırabilmek,o günler gelene kadar geçecek zamanı iyi değerlendirmek ve olabildiğince az "keşke" biriktirmektir ceplerimizde.
19 Haziran 2010 Cumartesi
Regular Americano,İki Parmak Sıcak Su ve Soğuk Non-Fat Süt İlaveli..!
Sabah uyandığımda ilk gördüğüm insanların üstünde hep siyah t-shirtler var.Ve bu t-shirtlerin üstünde Caffé Nero yazıyor.Ben gözümü yatakta açıyor olabilirim ama,gerçek anlamda o kahvenin kokusunu alıp ve o siyah t-shirt'lü insanların güleryüzle günaydın dediği anda uyanıyorum.
Çoğunlukla beni karşılayan da İlknur olur.Benim için sabah uyanma seansımı geçirdiğim bu mekanı evimden farklı kılmayan bu insanların içinde İlknur'un yeri gerçekten ayrıdır.
Nitekim kahvemi nasıl içtiğimi çok iyi bilir,sütünü,suyunu tam olarak ne kadar koyacağını bilir.Birgün olsun baştan savma yada ayarsız bir kahve içtiğimi hatırlamıyorum onun elinden.Üstelik çoğu zamaniben daha Nero'ya 100 metrelik mesafedeyken beni görürler,kahvemi hazırlarlar ve kasaya geldiğimde tek yapmam gereken,ödemeyi yapıp yerime geçmek olur.
Bütün bu sebeplerden ötürü,İlknur'un,mağaza müdürüyle arasında anlaşmazlık olduğunu,birlikte huzurlu ve uyumlu çalışamadıklarını duyduğumda şaşırdım.Hangi mağaza müdürü ekibinde böyle bir çalışan olmasından rahatsızlık duyardı?
Bu anlaşmazlık İlknur'un Yeniköy şubesine transfer olmasına kadar varınca,harekete geçme zamanının geldiği de aşikardı.
Kimse beni,sabahları güleryüzle uyanmamı sağlayan ve konuşmama gerek kalmadan kahvemi hazırlayıp,hayatımı kolaylaştıran kadından ayıramazdı.
Bir dilekçe yazıldı İlknur'un ne kadar kıymetli ve Maslak şubesi müşterileri tarafından ne kadar sevilen bir barista olduğunu anlatan.Bizim ofisin neredeyse tüm çalışanları tarafından imzalandı ve aynı binadaki Caffé Nero İnsan Kaynakları Departmanı'nın kapısı çalındı İlknur'un geri gelmesi için.Yine aynı öğlen,bizim ofisten Nero müdavimi bir grup,Maslak yerine Yeniköy şubesinde içti kahvelerini.
Aynı gün Yeniköy şubesinde çalışmaya başlamış olan İlknur'a bir mail gider.Kendisinin Maslak şubeye geri döneceği ve aynı zamanda terfi de aldığı haberi kendisine iletilir.İlknur Maslak'a geri dönerken yalnız olmayacaktır.Yanında Müge'nin de şu yazısında Arif olarak bahsettiği,fakat aslında adı Akif olan "pırlanta gibi eleman" da Maslak'a transfer olacaktır.Bizim dilekçeyi teslim ederken,insan kaynaklarından Gülten Hanım'a onun da adından bahsetmiş olmamızın etkisi var mıdır bilemem ama,bu gelişme gerçekten sevindiricidir.
Özetle;
İlknur,Akif,Ülkü,yeni ayrılmış olan Işık,bir orada bir burada Selçuk ve adını hatırlayamadığım yada bilmediğim diğer tüm Maslak Nero çalışanlarına,güleryüzlü ve kaliteli hizmetleri için,yeri geldiğinde çektikleri kaprislerimiz ve genel olarak günün her saati kendimizi iyi hissettirdikleri için teşekkürü bir borç bilirim.
Çoğunlukla beni karşılayan da İlknur olur.Benim için sabah uyanma seansımı geçirdiğim bu mekanı evimden farklı kılmayan bu insanların içinde İlknur'un yeri gerçekten ayrıdır.
Nitekim kahvemi nasıl içtiğimi çok iyi bilir,sütünü,suyunu tam olarak ne kadar koyacağını bilir.Birgün olsun baştan savma yada ayarsız bir kahve içtiğimi hatırlamıyorum onun elinden.Üstelik çoğu zamaniben daha Nero'ya 100 metrelik mesafedeyken beni görürler,kahvemi hazırlarlar ve kasaya geldiğimde tek yapmam gereken,ödemeyi yapıp yerime geçmek olur.
Bütün bu sebeplerden ötürü,İlknur'un,mağaza müdürüyle arasında anlaşmazlık olduğunu,birlikte huzurlu ve uyumlu çalışamadıklarını duyduğumda şaşırdım.Hangi mağaza müdürü ekibinde böyle bir çalışan olmasından rahatsızlık duyardı?
Bu anlaşmazlık İlknur'un Yeniköy şubesine transfer olmasına kadar varınca,harekete geçme zamanının geldiği de aşikardı.
Kimse beni,sabahları güleryüzle uyanmamı sağlayan ve konuşmama gerek kalmadan kahvemi hazırlayıp,hayatımı kolaylaştıran kadından ayıramazdı.
Bir dilekçe yazıldı İlknur'un ne kadar kıymetli ve Maslak şubesi müşterileri tarafından ne kadar sevilen bir barista olduğunu anlatan.Bizim ofisin neredeyse tüm çalışanları tarafından imzalandı ve aynı binadaki Caffé Nero İnsan Kaynakları Departmanı'nın kapısı çalındı İlknur'un geri gelmesi için.Yine aynı öğlen,bizim ofisten Nero müdavimi bir grup,Maslak yerine Yeniköy şubesinde içti kahvelerini.
Aynı gün Yeniköy şubesinde çalışmaya başlamış olan İlknur'a bir mail gider.Kendisinin Maslak şubeye geri döneceği ve aynı zamanda terfi de aldığı haberi kendisine iletilir.İlknur Maslak'a geri dönerken yalnız olmayacaktır.Yanında Müge'nin de şu yazısında Arif olarak bahsettiği,fakat aslında adı Akif olan "pırlanta gibi eleman" da Maslak'a transfer olacaktır.Bizim dilekçeyi teslim ederken,insan kaynaklarından Gülten Hanım'a onun da adından bahsetmiş olmamızın etkisi var mıdır bilemem ama,bu gelişme gerçekten sevindiricidir.
Özetle;
İlknur,Akif,Ülkü,yeni ayrılmış olan Işık,bir orada bir burada Selçuk ve adını hatırlayamadığım yada bilmediğim diğer tüm Maslak Nero çalışanlarına,güleryüzlü ve kaliteli hizmetleri için,yeri geldiğinde çektikleri kaprislerimiz ve genel olarak günün her saati kendimizi iyi hissettirdikleri için teşekkürü bir borç bilirim.
18 Haziran 2010 Cuma
13 Haziran 2010 Pazar
Stuck..!
Sen bir dakika geç kal,kıyamet kopar.
Kendisini,keyfi gelene kadar beklemezsen olay çıkar.
Erkek erkeğe rakıya gidersin,adı ihmal olur.
O buluşur "Kızlar Gecesi" olur.
Sen başka kadına bakacak olsan,gözlerin oyulur.
Başka bir adam ona baktığında,adı hayranlık olur.
Konuştuğun anda dinlemeni ister.
Dinlediğin anda "Birşey söylemeyecek misin?"
Kendisi bağırdı mı sorun olmaz.
Sen bağırdın mı,binaya rezil olunur.
Öpersin,seversin,göz devrilir.
Öpmez,sevmezsin,şefkatsiz,ilgisiz denir.
İltifat edersin,yalan der.
Etmezsin çeker gider.
Sen,onun istediği şeyleri yapmasından mutluluk duyarsın.
O,senin yapıp da onun yapamadığı şeyler yüzünden sana düşman olur.
Her isteğine tamam tatlım,peki hayatım dersin,pasif ve karaktersiz olursun.
Karşı çıkarsan anlayışsız olursun.
Çok yanına gidersen,sıkıldım der.
Az gidersen küser,kendimi yalnız hissediyorum der.
Senin kalktığın saatte yatar,yattığın saatte işe oturur.
Birlikte hiçbir şey yapamıyoruz der.
Evde giydiğin kıyafetten,içindeki dona kadar laf eder.
İngiliz turist gibi Taksim'e gider.
Kıskanırsın,daralıyorum,nefes alamıyorum der.
Kıskanmazsın,sevmiyorsun der.
Kendisini,keyfi gelene kadar beklemezsen olay çıkar.
Erkek erkeğe rakıya gidersin,adı ihmal olur.
O buluşur "Kızlar Gecesi" olur.
Sen başka kadına bakacak olsan,gözlerin oyulur.
Başka bir adam ona baktığında,adı hayranlık olur.
Konuştuğun anda dinlemeni ister.
Dinlediğin anda "Birşey söylemeyecek misin?"
Kendisi bağırdı mı sorun olmaz.
Sen bağırdın mı,binaya rezil olunur.
Öpersin,seversin,göz devrilir.
Öpmez,sevmezsin,şefkatsiz,ilgisiz denir.
İltifat edersin,yalan der.
Etmezsin çeker gider.
Sen,onun istediği şeyleri yapmasından mutluluk duyarsın.
O,senin yapıp da onun yapamadığı şeyler yüzünden sana düşman olur.
Her isteğine tamam tatlım,peki hayatım dersin,pasif ve karaktersiz olursun.
Karşı çıkarsan anlayışsız olursun.
Çok yanına gidersen,sıkıldım der.
Az gidersen küser,kendimi yalnız hissediyorum der.
Senin kalktığın saatte yatar,yattığın saatte işe oturur.
Birlikte hiçbir şey yapamıyoruz der.
Evde giydiğin kıyafetten,içindeki dona kadar laf eder.
İngiliz turist gibi Taksim'e gider.
Kıskanırsın,daralıyorum,nefes alamıyorum der.
Kıskanmazsın,sevmiyorsun der.
Mükemmel kadın,mükemmel erkekle birlikte olamaz.
Çünkü mükemmel kadın birinci seferde evet demez,mükemmel erkek de,ikinci şansı
vermez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



