> Kokusuz kolonya.(Sadece ferahlatıcı etkisinden faydalansak,pürel değil ama)
> Sabah 10:00'da işbaşı,öğlen 14:00'te paydos.
> Kalorisiz patates kızartması.
> Asla ama asla,hiçbir şekilde buruşmayan,kırışmayan gömlek. (Var demeyin,bu daha yok)
> Günde 1 saat uykunun yetmesi.
> Batmayan sakal,uzamayan tırnak.
> Evdeki hesaba uyan Turkcell faturası.
> Çoklu erkek orgazmı.
> Bozulmayan fotokopi makinesi ve faks.
> Adam gibi çalışan blogspot.
> Bitmeyen benzin.
> İlk yarıyı 4 - 0 önde kapatan Fenerbahçe.
> Tek maçtan yatmayan iddaa kuponu.
Çok şey mi istiyorum..?
22 Eylül 2009 Salı
21 Eylül 2009 Pazartesi
K.P.B.T. (Day 2)..!
Güne hoparlörden taşan,sadece "İyi ki doğdun,iyi ki varsın" sözlerini hatırladığım ve mümkünse hayatımın geri kalanında bir daha duymak istemediğim bir şarkıyla merhaba derken,merdivenlerin sonunda beni karşılayan kayınpedrom bana sarıldı.Günün anlam ve ehemmiyetine uygun davranmak istemiş anlaşılan.Müziğin desibelinden kaynaklı karşı komşulara da reklam olmuş bir şekilde verandadan tebrikleri kabul ettim.
Babamın telefonundan beni arayarak sırayla doğumgünümü kutlayan beleşçi annem ve kardeşimin tebriklerini de aldıktan sonra kahvaltı ettik.Pedro şahane tost yapıyormuş onu öğrendim.Tostları alüminyum folyoya sararak pişirmeyi de babasından öğrendiğini farkettim yarimin.
Tansaş' tan içim kan ağlaya ağlaya alışveriş yaptıktan sonra,buradaki Dia mağazasını hangi iş arkadaşıma şikayet etmem gerektiğini düşündüm.Herif kendine feodal bir franchise kurmuş,kafasına göre at koşturuyormuş kasabada.Herkes de şikayetçi,kimse alışveriş yapmıyormuş Dia' dan,sırf bu herif yüzünden.Bittin oğlum sen.
Buradaki insanlar tamamıyla dünyevi zevklerin esiri olmuş gibi.Sabah 10:00'da başlıyor alkol ve sigara tüketimi,gün içinde yenen abur cuburun haddi hesabı yok.Bakkal,market sahibi cirosunun yaklaşık 70%' ini alkol ve sigaradan yapıyor."Sigara ve içki alacağım,kredi kartıyla veriyor musunuz?" diyerek girdiğim bakkal,"Onları vermezsek burada aç kalırız" dedi.Ama pos makinesini kullanmayı bilmediği için,kendi işlemimi kendim yaptım ve ona da öğrettim.
Ve ben yoldan çıkmaya ne kadar da meyilliymişim meğer.Allahtan ağzımın bütün gün alkol kokması sevdiceğimin inceden hoşuna da gidermiş.Buna sığınarak yudumluyorum biramı bu yazıyı yazarken.
Ardından önde pedroya,devamında da saç sakal karışmış karşı komşuya tavlada kaybettim.Babam bana yıllar evvel"Sakalı senin saçından uzun bir adamla asla tavla oynama,kazanamazsın" demişti ama,ben yine onun lafını kulak arkası etmenin cezasını çok ağır çektim.
Arabanın benzin göstergesi kırmızı çizginin oralarda geziniyor ama yapacak fazla birşey yok,çünkü en yakın benzinci 20 km. ötede.Tek dileğim oraya kadar idare etsin.Yoksa elde bidon vurucam kendimi virajlara.Akşam saatlerinde nişanlım beni doğumgünüm şerefine yemeğe çıkartacak ve planı 20 km. ötedeki benzinciye yakın yaptığı için şanslı sayılırım.
Bu yemeğin ve gecenin ayrıntılarını bir sonraki episode da aktarırım belki,bilmiyorum.Ama anladığım kadarıyla bu tatil daha çok şeye gebe.
Babamın telefonundan beni arayarak sırayla doğumgünümü kutlayan beleşçi annem ve kardeşimin tebriklerini de aldıktan sonra kahvaltı ettik.Pedro şahane tost yapıyormuş onu öğrendim.Tostları alüminyum folyoya sararak pişirmeyi de babasından öğrendiğini farkettim yarimin.
Tansaş' tan içim kan ağlaya ağlaya alışveriş yaptıktan sonra,buradaki Dia mağazasını hangi iş arkadaşıma şikayet etmem gerektiğini düşündüm.Herif kendine feodal bir franchise kurmuş,kafasına göre at koşturuyormuş kasabada.Herkes de şikayetçi,kimse alışveriş yapmıyormuş Dia' dan,sırf bu herif yüzünden.Bittin oğlum sen.
Buradaki insanlar tamamıyla dünyevi zevklerin esiri olmuş gibi.Sabah 10:00'da başlıyor alkol ve sigara tüketimi,gün içinde yenen abur cuburun haddi hesabı yok.Bakkal,market sahibi cirosunun yaklaşık 70%' ini alkol ve sigaradan yapıyor."Sigara ve içki alacağım,kredi kartıyla veriyor musunuz?" diyerek girdiğim bakkal,"Onları vermezsek burada aç kalırız" dedi.Ama pos makinesini kullanmayı bilmediği için,kendi işlemimi kendim yaptım ve ona da öğrettim.
Ve ben yoldan çıkmaya ne kadar da meyilliymişim meğer.Allahtan ağzımın bütün gün alkol kokması sevdiceğimin inceden hoşuna da gidermiş.Buna sığınarak yudumluyorum biramı bu yazıyı yazarken.
Ardından önde pedroya,devamında da saç sakal karışmış karşı komşuya tavlada kaybettim.Babam bana yıllar evvel"Sakalı senin saçından uzun bir adamla asla tavla oynama,kazanamazsın" demişti ama,ben yine onun lafını kulak arkası etmenin cezasını çok ağır çektim.
Arabanın benzin göstergesi kırmızı çizginin oralarda geziniyor ama yapacak fazla birşey yok,çünkü en yakın benzinci 20 km. ötede.Tek dileğim oraya kadar idare etsin.Yoksa elde bidon vurucam kendimi virajlara.Akşam saatlerinde nişanlım beni doğumgünüm şerefine yemeğe çıkartacak ve planı 20 km. ötedeki benzinciye yakın yaptığı için şanslı sayılırım.
Bu yemeğin ve gecenin ayrıntılarını bir sonraki episode da aktarırım belki,bilmiyorum.Ama anladığım kadarıyla bu tatil daha çok şeye gebe.
20 Eylül 2009 Pazar
Kayınpedro Palace'da Bayram Tatili (Day 1)..!
Bu bayram uzun bir aradan sonra ilk defa şehirden kaçma fırsatı geçince elime,hiç düşünmeden vurdum kendimi İzmir yollarına,sevgili nişanlımın saygıdeğer pederinin denize nazır konağında konaklama ve kahvaltı olanaklarından faydalanmak üzere.
Mudanya'da feribottan indikten sonra 360 km Susurluk Starbucks dinlenme tesislerindeki yemek faslından başka bir kesintiye uğramadan rahat rahat geldik.Yollar tahmin ettiğimden daha boştu.Sabah 10:30' da Manisa-İzmir otobanında freni patlayan kamyonun haberini okuduğumda,Tayyip'in değimiyle macerayı teğet geçtiğimizi öğrendim.
Bu yolculukla birlikte,sevdiceğimin gönlündeki uçak sevgisini tamamen öldürdüğümü düşünüyorum.En azından İzmir, Ankara gibi çok da uzak sayılmayacak mesafeler için,ayağım pedalda olacak,kıçım havada olacağına.
İzmir'in bu küçük kasabasında insanlar o kadar sıcakkanlı ve sevecen ki anlatamam.Zaten herkes birbirini tanıyor ve bir çeşit komün hayatı yaşanıyor zaten burada.Benim kasabaya geleceğimin haberi genelde benden önce ulaşıyor tabi ki.Damat geliyor diye heyecanlanan kasaba halkı,sağolsunlar benimle yakından ilgileniyorlar.Dün akşam saatlerinde havanın serinlediği bi saatte havuzdan titreyerek çıktığımda bana uzatılan Black Label mı desem,kahvaltıda önüme konan mükellef sofrayı mı desem,yoksa kayınpedromun dolaba doldurduğu litrelik rakılar,buz gibi biralar mı desem?
Ne yalan söyleyeyim,keyfim pek yerinde.
Yarın itibariyle doğumgünüm olduğu için,kutsal topraklardaki bu kutlamalara sevdiceğimle başbaşa katılmayı planlıyorum.Bana aldığını beyan ettiği 4 parça hediyeyi bir an evvel teslim almak ve yapacağını vadettiği tiramisuyu yemek için sabırsızlanıyorum.
Şu an yanımda yazımı bitirmem ve onunla birlikte havuz kenarına inmem için bekleyen sevdiceğime selam eder,büyüklerimin ellerinden,küçüklerimin gözlerinden öperek iyi bayramlar dilerim.
(Kendi pederime not: Bayramların vazgeçilmezi,yıllarca yaşatılmış geleneklerimizin en güzeli olan "bayram harçlığı" konseptine bu bayram itibariyle son veren kendisini şiddetle kınıyorum.)
Mudanya'da feribottan indikten sonra 360 km Susurluk Starbucks dinlenme tesislerindeki yemek faslından başka bir kesintiye uğramadan rahat rahat geldik.Yollar tahmin ettiğimden daha boştu.Sabah 10:30' da Manisa-İzmir otobanında freni patlayan kamyonun haberini okuduğumda,Tayyip'in değimiyle macerayı teğet geçtiğimizi öğrendim.
Bu yolculukla birlikte,sevdiceğimin gönlündeki uçak sevgisini tamamen öldürdüğümü düşünüyorum.En azından İzmir, Ankara gibi çok da uzak sayılmayacak mesafeler için,ayağım pedalda olacak,kıçım havada olacağına.
İzmir'in bu küçük kasabasında insanlar o kadar sıcakkanlı ve sevecen ki anlatamam.Zaten herkes birbirini tanıyor ve bir çeşit komün hayatı yaşanıyor zaten burada.Benim kasabaya geleceğimin haberi genelde benden önce ulaşıyor tabi ki.Damat geliyor diye heyecanlanan kasaba halkı,sağolsunlar benimle yakından ilgileniyorlar.Dün akşam saatlerinde havanın serinlediği bi saatte havuzdan titreyerek çıktığımda bana uzatılan Black Label mı desem,kahvaltıda önüme konan mükellef sofrayı mı desem,yoksa kayınpedromun dolaba doldurduğu litrelik rakılar,buz gibi biralar mı desem?
Ne yalan söyleyeyim,keyfim pek yerinde.
Yarın itibariyle doğumgünüm olduğu için,kutsal topraklardaki bu kutlamalara sevdiceğimle başbaşa katılmayı planlıyorum.Bana aldığını beyan ettiği 4 parça hediyeyi bir an evvel teslim almak ve yapacağını vadettiği tiramisuyu yemek için sabırsızlanıyorum.
Şu an yanımda yazımı bitirmem ve onunla birlikte havuz kenarına inmem için bekleyen sevdiceğime selam eder,büyüklerimin ellerinden,küçüklerimin gözlerinden öperek iyi bayramlar dilerim.
(Kendi pederime not: Bayramların vazgeçilmezi,yıllarca yaşatılmış geleneklerimizin en güzeli olan "bayram harçlığı" konseptine bu bayram itibariyle son veren kendisini şiddetle kınıyorum.)
17 Eylül 2009 Perşembe
16 Eylül 2009 Çarşamba
Taksim - Koşuyolu..!
Taksi ücretlerine zam gelmiş.Hayırlı olsun.
Açılış 2,00 TL'den 2,50 TL'ye,kilometre başına ücret ise 1,30 TL'den 1,40 TL'ye yükselmiş.
Kaba bir hesapla 3 gün evveline kadar Taksim'den Koşuyolu'na (15,7 km) köprü dahil 25 TL' ye giderken,artık 27 TL' ye gidiyor olacağız.
2 lira nedir diyebilirsiniz ama zammın oranı 8%.Kurumsal yada patron şirketi farketmez,kim aldı bu sene 8% zam.
Memura yapılması planlanan maaş artışı 4% , emekliye 2%.
O da tek seferde değil,ikiye bölünmüş şekilde, 1. ve 6. ayda.
Buna ilaveten,"gece tarifesi" denen saçma uygulamaya da son verilmiş.Böyle bir uygulamanın zaten hiç olmaması gerekirdi.Bugüne kadar bir kere hariç,gece tarifesinden yolculuk yaptığımı da hatırlamam.12:00'den sonra taksiye binen adamın repliği birdir: "Bostancı gündüz?"
Neden vardı bu gece tarifesi?Gece araba daha mı fazla mazot yada gaz yakıyor?Şöför daha mı fazla efor sarfediyor?Tam tersine gece 12:00'den sonra yollarda in cin top oynuyor.Ne trafik var ne birşey.Çekiyorlar arabayı bir hastane yada pastane önüne,bütün gece lak lak muhabbet.Üstelik alayı gece çöktü mü veriyor alkolü,çekiyor esrarı.Can güvenliğimiz de yok.Ben rakı içmiyorum araba kullanacağım zaman,karımızı,kızımızı elin sarhoş şöförüne mi edeceğiz.
Açılış 2,00 TL'den 2,50 TL'ye,kilometre başına ücret ise 1,30 TL'den 1,40 TL'ye yükselmiş.
Kaba bir hesapla 3 gün evveline kadar Taksim'den Koşuyolu'na (15,7 km) köprü dahil 25 TL' ye giderken,artık 27 TL' ye gidiyor olacağız.
2 lira nedir diyebilirsiniz ama zammın oranı 8%.Kurumsal yada patron şirketi farketmez,kim aldı bu sene 8% zam.
Memura yapılması planlanan maaş artışı 4% , emekliye 2%.
O da tek seferde değil,ikiye bölünmüş şekilde, 1. ve 6. ayda.
Buna ilaveten,"gece tarifesi" denen saçma uygulamaya da son verilmiş.Böyle bir uygulamanın zaten hiç olmaması gerekirdi.Bugüne kadar bir kere hariç,gece tarifesinden yolculuk yaptığımı da hatırlamam.12:00'den sonra taksiye binen adamın repliği birdir: "Bostancı gündüz?"
Neden vardı bu gece tarifesi?Gece araba daha mı fazla mazot yada gaz yakıyor?Şöför daha mı fazla efor sarfediyor?Tam tersine gece 12:00'den sonra yollarda in cin top oynuyor.Ne trafik var ne birşey.Çekiyorlar arabayı bir hastane yada pastane önüne,bütün gece lak lak muhabbet.Üstelik alayı gece çöktü mü veriyor alkolü,çekiyor esrarı.Can güvenliğimiz de yok.Ben rakı içmiyorum araba kullanacağım zaman,karımızı,kızımızı elin sarhoş şöförüne mi edeceğiz.
Etliğe,Sütlüğe Karışmayan,Vurdumduymaz,Tavşan Boku Misali,Akmaz Kokmaz İnsanların Kahramanıyım..!
Medeni cesaretsizlikten midir,yılların verdiği eziklik duygusundan mıdır,yoksa özgüvensizlikten midir bilemem ama,insanların sıkıntılarını dile getirmek,düşüncelerini paylaşmak yada içindeki sinir ve cerahati kusmak için neden hep birilerinin bir yol açmasını,bir fırsat tanımasını,bir şans vermesini bekler hiç anlamam.Hakkını aramaktan neden bu kadar çekinir Türk insanı,onu da anlamam.
Hayatım boyunca hep böyle insanlara rastladım,hep böyle insanlarla uğraştım.Bir kuyrukta beklerken,herifin biri gelir araya kaynar,sesi soluğu çıkmaz kimsenin, "Hoop birader,ayıp oluo" dediğim anda başlar homurdanma ve hareketlilik kuyrukta.Nerede aklınız kardeşim,ne farkınız var koyun sürüsünden başınızda çoban varken.
Koca şirkette benimle aynı işi yapan bir sürü insan var.Ve aleyhimize gelişecek bir olay var ufukta.Kimsenin itirazı kimsenin söyleyecek bir sözü yok.Ben dayanamıyorum patlıyorum ortalığa,ne junior ne senior müdür kurtulabiliyor gazabımdan.Ortalık yere kusuveriyorum.Herkes sus pus,kimse durmuyor arkamda.Sonuç olarak sivri,anarşist diye adım çıkıyor.Uzun vadede benim o gün verdiğim mücadelenin haklı olduğu herkes tarafından anlaşılıyor ama,benden başka herkes bunun ceremesini çekmek zorunda kalıyor.Çünkü şimdi konuşmazsan,ilelebet susmak gerekiyor.
Geçen pazartesi günü ofise geldiğimizde masalardan,masaların altlarından bir sürü kaybolan eşya vardı.İlk başlarda haftasonu ofiste kapsamlı bir temizlik yapıldığını ve kaybolduğu sanılan eşyaların depo olarak kullanılan odalardan birine kaldırıldığını sandı herkes.Herkesi cc'ye koyup bir mail attım idari işlere,çünkü masamdan kaybolan 68' model kırmızı Mustang GT oyuncağım benim için çok değerliydi.
Ben bu maili attım ya,ardından hiç abartmıyorum,18 kişi benim attığım maili forwardlayarak "Ay benimde şuyum yok,ay benim de buyum kayıp" diye doldurdu inboxımı.Neden bekliyorsunuz arkadaşlar,sadece benim masamdan mı kayboldu bu eşyalar.Kimsenin aklına gelmiyor mu bu işi sorgulamak.Dayanamadım yine kalktım gittim idari işlere,haftasonu ofise giren çıkan herkesin dökümünü istedim.Birlikte check ettik listeyi,tamir ve bakım işleri için 48 farklı kişi girip çıkmış ofise.Ön ayak oldum da iş merkezinin kamera kayıtlarını talep ettik yönetimden.Herkes kaybolan eşyasını yazdı,bir liste oluşturuldu.Şimdi olay direktörlük seviyesinde araştırılıyor.
Bakalım ne olacak?
Hayatım boyunca hep böyle insanlara rastladım,hep böyle insanlarla uğraştım.Bir kuyrukta beklerken,herifin biri gelir araya kaynar,sesi soluğu çıkmaz kimsenin, "Hoop birader,ayıp oluo" dediğim anda başlar homurdanma ve hareketlilik kuyrukta.Nerede aklınız kardeşim,ne farkınız var koyun sürüsünden başınızda çoban varken.
Koca şirkette benimle aynı işi yapan bir sürü insan var.Ve aleyhimize gelişecek bir olay var ufukta.Kimsenin itirazı kimsenin söyleyecek bir sözü yok.Ben dayanamıyorum patlıyorum ortalığa,ne junior ne senior müdür kurtulabiliyor gazabımdan.Ortalık yere kusuveriyorum.Herkes sus pus,kimse durmuyor arkamda.Sonuç olarak sivri,anarşist diye adım çıkıyor.Uzun vadede benim o gün verdiğim mücadelenin haklı olduğu herkes tarafından anlaşılıyor ama,benden başka herkes bunun ceremesini çekmek zorunda kalıyor.Çünkü şimdi konuşmazsan,ilelebet susmak gerekiyor.
Geçen pazartesi günü ofise geldiğimizde masalardan,masaların altlarından bir sürü kaybolan eşya vardı.İlk başlarda haftasonu ofiste kapsamlı bir temizlik yapıldığını ve kaybolduğu sanılan eşyaların depo olarak kullanılan odalardan birine kaldırıldığını sandı herkes.Herkesi cc'ye koyup bir mail attım idari işlere,çünkü masamdan kaybolan 68' model kırmızı Mustang GT oyuncağım benim için çok değerliydi.
Ben bu maili attım ya,ardından hiç abartmıyorum,18 kişi benim attığım maili forwardlayarak "Ay benimde şuyum yok,ay benim de buyum kayıp" diye doldurdu inboxımı.Neden bekliyorsunuz arkadaşlar,sadece benim masamdan mı kayboldu bu eşyalar.Kimsenin aklına gelmiyor mu bu işi sorgulamak.Dayanamadım yine kalktım gittim idari işlere,haftasonu ofise giren çıkan herkesin dökümünü istedim.Birlikte check ettik listeyi,tamir ve bakım işleri için 48 farklı kişi girip çıkmış ofise.Ön ayak oldum da iş merkezinin kamera kayıtlarını talep ettik yönetimden.Herkes kaybolan eşyasını yazdı,bir liste oluşturuldu.Şimdi olay direktörlük seviyesinde araştırılıyor.
Bakalım ne olacak?
14 Eylül 2009 Pazartesi
Bedava Vending Machine'den Sonra En Büyük Güzellik..!
Teknoloji yoğun canım şirketim,çalışanlarının rahatını ve lüksünü o kadar önemsiyor ki anlatamam.Sabah ofise girerken,resepsiyonda koca bir dev lcd monitör dikkatimi çekti.İBB 'nin internet üzerinden takip edilen trafik kontrol ekranı vardı monitörde.Sim City'yi andıran saçma salak araba grafikleri,kimi yeşil,kimi sarı,kimi kırmızı yollarda karınca sürüsü gibi hareket ediyorlar.
Peki bana ne kazandırdı bu gelişme?
09:43 'te Libadiye'de asfalt sıcaklığının 37,8 C olduğunu,Bulgurlu da trafiğin ortalama 34,5 km hızla aktığını ve Bakırköy sahil yolunda maddi hasarlı kaza olduğunu öğrendim.
Güne daha bir keyifle!!! başladım.
İşin bok yanı ise,akşam saatlerine doğru (ki bu yazıyı yazarken saat 17:51 di) o yolların tamamına yakınının kırmızıya döndüğünü görmekti.Sanki servis trafiğe göre güzergah değiştiriyormuş gibi bir de bu ekranları koymuşlar önümüze,içimizde trafiğin olmayacağına dair küçük bir umut varken,onu da peşinen öldürüyorlar.
Anneannem bu gibi durumlar için "Bok yemenin arapçası"der.O geldi aklıma,çok güldüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)