Bir kadınla birlikte alışveriş yapmak gerçekten çok zor.Zaten bir kadının alışveriş yapması başlı başına zor.
Bugün anladım kadınların neden giyime bu kadar para harcadıklarını.Çünkü erkeklerin giyimi gibi değil kadının giyimi.Gidersin bir takım alırsın,evdeki gömleklerin ve kravatlarınla giyebilirsin.Veya bir çift ayakkabı alırsın,neredeyse tüm takımlarının altına giyebilirsin.
Ve şimdi;
Alışverişin bir kadın hastalığı olduğuna dair tüm teorilere inat,gerçekleri açıklıyorum.
Kadınlara karşı bu kadar hoşgörülü değil tekstil endüstrisi.Beğendikleri yada aldıkları şey ne olursa olsun,tek başına hiçbir işe yaramıyor.Mutlaka yanında bir veya birkaç şey daha almak zorundalar.
Bu onların kaderi.
Sistem böyle kurulmuş ama kimse bunun farkında değil.
Mağazanın herhangi bir rafında yada askısında bir şey beğendiğinde (farz edelim siyah bir tunik) etrafına bakın ve 360 derece'lik bir dönüş yap.Dikkatini topla ve konsantre ol.Ne görüyorsun?
Çok doğru.Elini uzatıp dokunabileceğin mesafede ve elindeki tunikle kombinlenebilecek en azından 2 parça şey daha.Bu testi yapmak için,gitmiştin mağazaya,ama bak aldın çıktın 3 parçayı çoktan.Yani,şuur,diğer parçaları gördüğün anda yok oldu.Halbuki az evvel teorimi deniyordun.
Şimdi geldi aklın başına ama kredi kartında ödenecek 5 taksidin daha oldu.
Ama üzülme senin suçun yok.Bütün suç üstün pazarlama teknikleri sahibi planogramcılarda.
Hadi iyi alışverişler :)))
9 Nisan 2009 Perşembe
7 Nisan 2009 Salı
What's The Matter With You People..?
Son zamanlarda etrafımdaki herkes,bir çeşit bulaşıcı hastalığa yakalanmış gibi.Hepsinde benzer semptomlar.Kimse yaşadığı hayattan memnun değil.
Herkes,elinde olmayan şeylerin,kendisini ne kadar mutsuz ettiği ile ilgili yakınmalar içinde.Kimse,yaz mevsiminin geliyor olmasından kaynaklı huzuru ve heyecanı doyasıya yaşayamıyor.Çünkü sahip olduklarının tadını çıkartmaktan ziyade,sahip olmadıkları şeylerin eksikliğinin daha ağır bastığı kanaatindeler.
O kadar çok şeyi birarada istiyorlar ki inanamıyorum.Hadi geçtim ülkeyi,sanki dünyadaki herkes hayalini kurduğu hayatı yaşıyor da bir onlar kırık düşler sokağında,giriş katında kirada kalmış.
Desem ki,mevsimsel değişimler kanlarını kaynatıyor,beklentileri tavan yaptı ve tatminsizlik bu yüzden doruklarda,o da değil.Çünkü ben bunların güzünü,kışına da bilirim.Melankoli onbeş günde bir uğrar,depresyon hep dürter mutluluğun yakınlaştığı zamanlarda.Ve o kadar alışırlar ki bu duruma bir süre sonra,mutluluğun,huzurun hiç varolmadığına inanmaya başlarlar.
Küçük şeylerle yetinebildiğim için her daim mutlu sayarım kendimi.Herkes kadar benim de derdim,sıkıntım,beklentim vardır hayatta ama,elimdekinin değerini de bilirim.
Ve onlar da benim gibi olsun isterim.Çünkü hepsini severim ve mutlu olsunlar isterim.
Hey bak buraya,
Artık kendinize gelin.
Sıcak bir haftasonu,iki kadeh rakı,ertesi sabah doğan güneş ve güzel bir kahvaltı bile yeter yaşadığını hissetmen için.
Serin bir haftasonunda,bir kadeh rakıya talim ve yağmurlu bir sabaha uyanmak da var bu hayatta.
Kararlıyım,
Siz beni kendinize benzetmeden,ben sizi kendime benzeteceğim..!
Herkes,elinde olmayan şeylerin,kendisini ne kadar mutsuz ettiği ile ilgili yakınmalar içinde.Kimse,yaz mevsiminin geliyor olmasından kaynaklı huzuru ve heyecanı doyasıya yaşayamıyor.Çünkü sahip olduklarının tadını çıkartmaktan ziyade,sahip olmadıkları şeylerin eksikliğinin daha ağır bastığı kanaatindeler.
O kadar çok şeyi birarada istiyorlar ki inanamıyorum.Hadi geçtim ülkeyi,sanki dünyadaki herkes hayalini kurduğu hayatı yaşıyor da bir onlar kırık düşler sokağında,giriş katında kirada kalmış.
Desem ki,mevsimsel değişimler kanlarını kaynatıyor,beklentileri tavan yaptı ve tatminsizlik bu yüzden doruklarda,o da değil.Çünkü ben bunların güzünü,kışına da bilirim.Melankoli onbeş günde bir uğrar,depresyon hep dürter mutluluğun yakınlaştığı zamanlarda.Ve o kadar alışırlar ki bu duruma bir süre sonra,mutluluğun,huzurun hiç varolmadığına inanmaya başlarlar.
Küçük şeylerle yetinebildiğim için her daim mutlu sayarım kendimi.Herkes kadar benim de derdim,sıkıntım,beklentim vardır hayatta ama,elimdekinin değerini de bilirim.
Ve onlar da benim gibi olsun isterim.Çünkü hepsini severim ve mutlu olsunlar isterim.
Hey bak buraya,
Artık kendinize gelin.
Sıcak bir haftasonu,iki kadeh rakı,ertesi sabah doğan güneş ve güzel bir kahvaltı bile yeter yaşadığını hissetmen için.
Serin bir haftasonunda,bir kadeh rakıya talim ve yağmurlu bir sabaha uyanmak da var bu hayatta.
Kararlıyım,
Siz beni kendinize benzetmeden,ben sizi kendime benzeteceğim..!
6 Nisan 2009 Pazartesi
Barrrrack Geliyor....Herkes evine..!
Ayağına üşenmeyip Türkiye ziyareti planlayan,çiçeği burnunda United States Of America President'ı Barack Obama'ya,
Her işte olduğu gibi,konuk ağırlamayı da abartan ve orta
lığı velveleye veren devlet büyüklerime, Güvenlik endişesiyle,gerekirse şehri kapatırız açıklaması yapan İstanbul Emniyet Müdürü'me ve İstanbul Vali'sine,
Evlerimize nasıl gideceğiz dırdırıyla sabahtan beri insan kaynakları departmanının beynini yiyen pek dengesiz mesai arkadaşlarıma
ve çalışanlarının rahatını herşeyin üstünde tutarak saat 16:00'da mesai bitimi kararı alan çok değerli Comex mensuplarına teşekkürü bir borç bilirim.
Sağolun...Varolun...!
5 Nisan 2009 Pazar
Last Men Standing..!
Toplumun değer yargılarının,ilgi alanlarının ve tepkilerinin değişimini gözlemlemek,artık yaşlı sayılabilecek yaşların başında olduğumu anlatıyor bana.Ne zaman ki,"Bizim zamanımızda...." ile başlayan bir cümle kurmaya yeltenirsem ve cümlelerim eski türkçe,arapça ve farsça ihtiva etmeye başlarsa,o zaman da artık yaşlıyım demektir herhalde.
Kulağımı deldirdiğimde 16 yaşında bir lise talebesiydim.Yıllardan 95'e tekabül ediyor bu rakam.O dönemlerde sokakta gezerken,uzun saçlılar,küpeliler halkın çok ilgisini çekerdi.Herkes kafasını çevirir,gözünü diker bakardı bön bön,bu herif ne ayak diye.Kulağında küpe olan her adam,sokaktaki insanın gözünde,kuytularda inşaat işçilerine vurduran gay muamelesi görüyordu.Saçı uzun olanlar içinse,homoseksüel ama kestirmeye parası yok düşüncesi.
Birçok bıyıklının,o dönemde,otobüste,minibüste,dar kota,uzun saça aldanıp,dişi niyetine,saçlı sakallı adamları fortlamışlığı da vardır.İstiklal'de yürürken,3-5 metre gerideki magandadan laf yiyen birçok pure rockçı asi gence de rastlanmıştır.
Ben parıltılı ve dikkat çeken şeylere olan sevdam yüzünden kulağımı deldirmiş,fakat saçlarımı sırf otoriteye karşı gelme amacıyla uzatmıştım.Her pazartesi sabahı,okul girişinde saçlarını kestirmeye berbere,yada uzlaşmaya yanaşmıyorsa disipline gitmek için kenara ayrılan tayfaya mensup olmak hoşuma giderdi.Lise'den mezun olduğum gün de gidip kestirmiştim saçlarımı.
Bir de o zamanlar,90'ların vebası beyaz çorap salgını vardı.Siyah rugan ayakkabıların üstünden,koyu gri pantolonların altından,zenci dişi gibi parlayan o konçlar.Parıltılı şeylere olan sevdamı,bu salgına kapılmak yerine,Burlington'ın altın sarısı metal zımbasıyla tatmin ediyordum.
Cem Uzan'ın en palazlı olduğu dönemde,beyaz çorap giymekte ısrar edenleri işten çıkarttığına dair söylentiler bile çıkmıştı.Artık Ziraat Bankası veznedarlarında bile beyaz çorap yok ama hala bazı motokuryelerin ayağında görüyorum.Onları da yargılamıyor,gelenekselci olarak adlandırıyorum.
Kulağımı deldirdiğimde 16 yaşında bir lise talebesiydim.Yıllardan 95'e tekabül ediyor bu rakam.O dönemlerde sokakta gezerken,uzun saçlılar,küpeliler halkın çok ilgisini çekerdi.Herkes kafasını çevirir,gözünü diker bakardı bön bön,bu herif ne ayak diye.Kulağında küpe olan her adam,sokaktaki insanın gözünde,kuytularda inşaat işçilerine vurduran gay muamelesi görüyordu.Saçı uzun olanlar içinse,homoseksüel ama kestirmeye parası yok düşüncesi.
Birçok bıyıklının,o dönemde,otobüste,minibüste,dar kota,uzun saça aldanıp,dişi niyetine,saçlı sakallı adamları fortlamışlığı da vardır.İstiklal'de yürürken,3-5 metre gerideki magandadan laf yiyen birçok pure rockçı asi gence de rastlanmıştır.
Ben parıltılı ve dikkat çeken şeylere olan sevdam yüzünden kulağımı deldirmiş,fakat saçlarımı sırf otoriteye karşı gelme amacıyla uzatmıştım.Her pazartesi sabahı,okul girişinde saçlarını kestirmeye berbere,yada uzlaşmaya yanaşmıyorsa disipline gitmek için kenara ayrılan tayfaya mensup olmak hoşuma giderdi.Lise'den mezun olduğum gün de gidip kestirmiştim saçlarımı.
Bir de o zamanlar,90'ların vebası beyaz çorap salgını vardı.Siyah rugan ayakkabıların üstünden,koyu gri pantolonların altından,zenci dişi gibi parlayan o konçlar.Parıltılı şeylere olan sevdamı,bu salgına kapılmak yerine,Burlington'ın altın sarısı metal zımbasıyla tatmin ediyordum.
Cem Uzan'ın en palazlı olduğu dönemde,beyaz çorap giymekte ısrar edenleri işten çıkarttığına dair söylentiler bile çıkmıştı.Artık Ziraat Bankası veznedarlarında bile beyaz çorap yok ama hala bazı motokuryelerin ayağında görüyorum.Onları da yargılamıyor,gelenekselci olarak adlandırıyorum.
4 Nisan 2009 Cumartesi
(C)Esaretin Bedeli..!
İlk önceleri,bana çok uzak,kimseye pas vermeyen ve burnu havada bir kadın gibi gözükmüştü gözüme.Umursamaz bir tavrı ve sert bir duruşu vardı.Bu kadına nasıl yaklaşılır ki niye düşünmüştüm.Ama o kadar güzel ve çekiciydi ki,bir şekilde konuşmam,hayatının o an için tahmin bile edemeyeceğim fakat şimdileri çok keyif aldığım bir kısmına dahil olmam gerekiyordu.Ve oldum da.
Birbirimizi anlamamız çok kolay oldu.Ama tanımamız zor.Her yönüyle benden daha olgun olduğu aşikardı.Hayata bakışı,yaşam tarzı bugüne kadar tanık olmadığım kadar acımasızdı.Keskin çizgileri ve olmazsa olmazları vardı.Tutarsız ve ürkek bir tarafı da vardı,ama bunu insanların görmesinden ve farketmesinden hiç hoşlanmazdı.Herkesten farklı bir şeyleri vardı.Ve ben bunları çözmeye çalışmaktansa,yaşamayı tercih ettim.Ve hiç de pişman değilim.
Kendimi hazırcevap ve kıvrak zekalı sanırdım.Ve bir kadının bu kadar zeki,kültürlü ve eğlenceli olabileceği aklıma gelmezdi ama olabiliyormuş.Bencil ve duyarsız olduğu zamanlarda bile çok çekici ve tatlıydı.O yüzden beni uzak tutmak ve kurtulmak istediği zamanlarda bile vazgeçmedim ondan.Vazgeçemedim.O da,bunu ileride bana karşı kullanmayacak kadar alçakgönüllü olduğunu gösterdi.
Şimdileri çok alıştım ona.Yanında rahat ve huzurlu hissediyorum kendimi.İlişkinin olmazsa olmazı bunlarsa,ben buna sahibim.
İçinde her daim barındırdığı küçük yaramaz kızı,gözlerini çevire çevire kafasından bir şeyler geçirmesini,sinirlenip gözünün kararmasını,tabanlarını vura vura yürüyüp gitmesini,ince uzun parmaklarını,topuklu ayakkabılarını,keyifle yemek yemesini ve soya sütü sevdasını kalbimin çok hassas bir yerine koydum,orda saklıyorum.
Cesaretimin bedeli,hayatımın en güzel esareti oldu.
Zor olanı ona aşık olmamaktı.....Ben kolayını seçtim..!
Birbirimizi anlamamız çok kolay oldu.Ama tanımamız zor.Her yönüyle benden daha olgun olduğu aşikardı.Hayata bakışı,yaşam tarzı bugüne kadar tanık olmadığım kadar acımasızdı.Keskin çizgileri ve olmazsa olmazları vardı.Tutarsız ve ürkek bir tarafı da vardı,ama bunu insanların görmesinden ve farketmesinden hiç hoşlanmazdı.Herkesten farklı bir şeyleri vardı.Ve ben bunları çözmeye çalışmaktansa,yaşamayı tercih ettim.Ve hiç de pişman değilim.
Kendimi hazırcevap ve kıvrak zekalı sanırdım.Ve bir kadının bu kadar zeki,kültürlü ve eğlenceli olabileceği aklıma gelmezdi ama olabiliyormuş.Bencil ve duyarsız olduğu zamanlarda bile çok çekici ve tatlıydı.O yüzden beni uzak tutmak ve kurtulmak istediği zamanlarda bile vazgeçmedim ondan.Vazgeçemedim.O da,bunu ileride bana karşı kullanmayacak kadar alçakgönüllü olduğunu gösterdi.
Şimdileri çok alıştım ona.Yanında rahat ve huzurlu hissediyorum kendimi.İlişkinin olmazsa olmazı bunlarsa,ben buna sahibim.
İçinde her daim barındırdığı küçük yaramaz kızı,gözlerini çevire çevire kafasından bir şeyler geçirmesini,sinirlenip gözünün kararmasını,tabanlarını vura vura yürüyüp gitmesini,ince uzun parmaklarını,topuklu ayakkabılarını,keyifle yemek yemesini ve soya sütü sevdasını kalbimin çok hassas bir yerine koydum,orda saklıyorum.
Cesaretimin bedeli,hayatımın en güzel esareti oldu.
Zor olanı ona aşık olmamaktı.....Ben kolayını seçtim..!
1 Nisan 2009 Çarşamba
Detaylı Program Yapma Hastalığım Darlarmış Meğer Sevdiceğimi..!
Sabah 9 gibi kalkarız.Güzel bir kahvaltı yaparız.Haşlanmış yumurta,beyaz peynir,kızarmış ekmek falan.Sonra sen çıkmana yakın ararsın beni,zaten benim evim yakın Kadıköy'e.İskelede buluşuruz.Ama o tiyatronun ordakinde,öbür tarafa gitme şaşırıp.
Bineriz vapura,ooooh böyle püfür püfür,çay falan içeriz istersen,yada portakal suyu alırız sana,sen seversin.
Karaköy'den tünele atlar çıkarız İstiklal'e.Vitrinlere falan bakarız biraz.Sen Mango'ya bakarsın,Body shop falan.Öyle tırıs tırıs gezeriz,hava da güzel.
Öğlen acıkınca kokoreç falan yeriz.Yada dur şimdiden karar vermeyelim.O saatte canımız ne isterse onu yeriz.Sinemaya da gidebiliriz ama ben sevmiyorum güzel havada sinemaya kapanmayı.Yağmurlu birgüne bırakalım biz o işi en iyisi.
Akşam da Asmalımescit'e gideriz.Şahane rakı sofrası,muhabbet falan.İçeriz bir güzel oooh.Ordan Sefahat yaparız.Neydi o barmaid'in adı unuttum bize mojito yapar yada cosmo tabi kafana göre.Müzik dinleriz biraz da.
(Çok yakın zamanda,kendi kaşınmam sonrası sevdiceğim buna benzer bir demecimi hatırlattı bana.Gerçekten de böyle yapmışsam fenaymış.Sevdiceğim iyi dayanmış.Ben yazarken daraldım.)
Bineriz vapura,ooooh böyle püfür püfür,çay falan içeriz istersen,yada portakal suyu alırız sana,sen seversin.
Karaköy'den tünele atlar çıkarız İstiklal'e.Vitrinlere falan bakarız biraz.Sen Mango'ya bakarsın,Body shop falan.Öyle tırıs tırıs gezeriz,hava da güzel.
Öğlen acıkınca kokoreç falan yeriz.Yada dur şimdiden karar vermeyelim.O saatte canımız ne isterse onu yeriz.Sinemaya da gidebiliriz ama ben sevmiyorum güzel havada sinemaya kapanmayı.Yağmurlu birgüne bırakalım biz o işi en iyisi.
Akşam da Asmalımescit'e gideriz.Şahane rakı sofrası,muhabbet falan.İçeriz bir güzel oooh.Ordan Sefahat yaparız.Neydi o barmaid'in adı unuttum bize mojito yapar yada cosmo tabi kafana göre.Müzik dinleriz biraz da.
(Çok yakın zamanda,kendi kaşınmam sonrası sevdiceğim buna benzer bir demecimi hatırlattı bana.Gerçekten de böyle yapmışsam fenaymış.Sevdiceğim iyi dayanmış.Ben yazarken daraldım.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



