29 Temmuz 2009 Çarşamba

Sıradan Objeler ve Sıradışı Yetenekleri..!

1.Bira:
Eti marine edebilir,çimlerinizin daha hızlı uzamasını sağlayabilir.Sülükleri,salyangozları ve fareleri öldürür.Karın ağrısını hafifletir.Altını parlatır ve mobilyaları cilalar.

2.Şeker:

Saksıdaki çiçeklerin
daha uzun ömürlü olmasını,bahçedeki bitkilerin daha sağlıklı büyümesini sağlar.Yanmış dilinize sürdüğünüzde acıyı hafifletir.Hamamböceklerini öldürür.Ateş yakmaya yardımcı olur.Bisküvi ve/veya keklerin taze kalmasını sağlar.

3.Tereyağı:
Ele bulaşan yapıştırıcıyı,saça yapışan sakızı temizler.Büyük tablet ilaçları daha kolay yutmayı sağlar.Çok zorda kalırsan traş köpüğü yerine bile geçer.

4.Coca-Cola:
Klozetin içini ve krom alaşımlı tampon ve jantlardaki pas lekelerini temizler.Paslanmış bir vidayı sökmeyi kolaylaştırır.Kıyafetlerdeki yağ ve kan lekelerini çıkarır.Astım krizine ve kabızlığa iyi gelir,ishali geçirir.Saça hacim kazandırır.Gaz ve mide sancılarını hafifletir.Denizanası sokmalarına iyi gelir.Kokarca kokusunu yok eder.

5.Diş Macunu:
Sinek,böcek ısırmalarında kaşıntıya ve hafif tahriş olmuş ve/veya yanmış cilde iyi gelir.Fildişi piyano tuşlarını temizler.Eldeki kötü kokuyu yok eder.Deri ayakkabılardaki lekeleri söker.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Kıçı Başı Ayrı Bir Post..!

Maslak Noramin İş Merkezi'nin girişinde Boyner'in boşalttığı geniş mağazaya 2 ay önce Toyiki yerleşince,her tarafın çocuk dolacağı,bir kesimin endişesi,benimse sevincim olmuştu.Zaten gün içinde aynı rutinden sıkılan,gün boyu kravatlı adamlarla,bir örnek kadınları görmekten bıkmış bir kişi olarak,etrafta farklı bir canlı,birkaç çocuk,bebek falan göreceğim için kendimi şanslı sanmıştım.

Fakat o bahsettiğim kesimin endişeleri haklı çıktı.Sarışını,esmeri,küçüğü,irisi,eliti,çingenesi,çocuk yuvasına döndü plazalar bölgesi.

Kapının önüne kadar yanaşan jeep'in içinden inen sosyetik anneyle çocuğun elinden torbaları kapıp bagaja istifleyen şöför de var,minibüsten inip,bir eli annesinin elinde,diğer elinin parmağı burnundaki tatağı çıkartmaya çalışan çocuk da.Tabi doğal olarak içeride de rastlaşıyor bu çocuklar.İkisi de aynı oyuncaklara bakarken,birbirlerinden farklı olarak,akülü koca kırmızı araba jeep'in bagajına konurken,diğerinin elineyse makul büyüklükte bir su tabancası yada el kadar oyuncak araba tutuşturuluyor.

Durum böyle olunca,kapının önünde ardarda,hem Richie Rich'i hem de Omen'deki Damien'ı görebilmek mümkün oluyor.

Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocukların ruh sağlıkları buradan itibaren bozulmaya başlıyor.Birinin diğerine kini o yaştan başlıyor.

18'li yaşlarda,akülü araba yerini Porsche'ye,su tabancası da sustalı yada kırıkkaleye bırakıyor.
Biri o benim her gün görmekten sıkıldığım kravatlı adamlardan biri oluyor,diğeri hergün önümüzden geçen minibüsün şöförü.

Sonra birgün o minibüs ışıklarda arkadan o Porsche'ye vuruyor.Kol düğmelerini düzelterek arabadan inen Richie Rich'e 5 yaşından beri uyuz olan Damien,ya saplıyor bıçağı böbreğine,yada sıkıyor göğsüne.Biri mezara,biri hapise.

Paranın bu kadar çok şey ifade ettiği bir dünyada,kime kimi sevdireceğiz allah aşkına.Nasıl arkadaş olacak Richie Rich'le Damien?
Mümkün mü?

(Ben bu yazıya başlarken buralara gelmeyi beklemiyordum ama nasıl olduysa geldi bir şekilde,geri de döndüremedim)

26 Temmuz 2009 Pazar

Lanet Olsun Sana...Ey Zalim Mango..!

Blogger'ın notu:
Bu yazı;
Manyak indirimlerle kadınlarımızı adeta yağmacıya dönüştüren zincir mağazalara lanet etmek,bir yandan da torba torba giyim eşyasıyla mağazadan çıkmalarını beklemeye mahkum edilmiş,milyonlarca erkeğin acısını ve kaderini gözler önüne sermek için yazılmıştır.


Hafta ortası çıkardığı gereksiz gerginliklerden anlamalıydım cumanın gelişiyle birlikte kendini bir mağazaya atıp,deliler gibi indirimin tadını çıkartmak istediğini sevdiceğimin.
Anlayamadım.
Geç kaldım.
Geleneksel Mango ziyareti için akşam iş çıkışı Bahariye mağazasının yolu tutuldu.

İlk başta ben de heves ettim,beraber girmeye içeriye,neler alacağını,neşeli çocuklar gibi sağa sola saldırışını görmeye.Ama içeriye girince kendimi amazonların diyarındaki adam gibi hissettim.Gürültü had safhada,kasa kuyruğu 3 kat yukarıya dolanmakta.
İlk etapta bir etek tutuşturuldu elime,hızlı şekilde işimizi bitirmek için yardım gerekçesiyle.Ama fazla tutamadım o eteği,sevdiceğime paslayıp,duvarların üstüne üstüne geldiği,başından aşağıya soğuk terler boşanan bünyeyi attım dışarıya can havliyle.

Unicef'le ilgili bilgi vermek isteyen kızı kibarca savuşturup,elinde bir sürü torbayla oturan,benim yaşlarımdaki genç adamın yanında bankta ayrılmış yerime oturdum ve başladım sevdiceğimin yolunu gözlemeye saat 20:00 sularında.
Sohbete başlamamız için bir 15 dakika geçti ama bilseydim ki bu sohbet beni umutsuzluğa sürükleyecek,hiç oralı olmazdım.Öğrendim ki baldızı ve teyzesi içerideymiş saat 18:00'den beri.Tüh dedim kendi kendime 22:00'ye kadar buradayız,o da mağaza o saatte kapandığı için.

O sırada bir insan çifti,sarmaş dolaş geçti önümüzden,adam bilseydi hayatının en büyük hatalarından birini yapıyor asla kurmazdı o cümleyi:
"İstersen Mango'ya girelim,biraz bakın sağa sola,hoşuna giden birşey olursa alırız..!".
Demin kontrol ettim internetten,"Gaflet" in kelime anlamını ifade ediyormuş bu cümle.Ve kendilerini o banktan kalkana kadar bir daha göremedim.Dükkanı üstlerine kapatmış olabilirler.

Ardından etrafta kendini bizden ayrı tutmaya çalışan,esas kimliğini gizlemeye niyetli fakat bir o kadar da başarısız kader arkadaşlarımı tespit ettim teker teker.Kimi yalandan vitrinleri seyrediyor,kimi büfeden aldığı dönerli sandviçini kemiriyor,kimiyse elindeki Kadıköy Gazetesi'ni karıştırıyor yalandan.Ama hepsinin gözü Mango'nun kapısında.En garipleri ise önlerindeki puseti aksesuar gibi lanse etmeye çalışanlarıydı.Onların durumu daha da acınası ve çaresizdi.O yüzden hiçbiri benimle gözgöze gelmeye cesaret edemediği için,kafaları önde,gözyaşlarını içeri doğru akıtmakla meşguldü.

Girişinden 50 dk. sonra kasa kuyruğunda kendisiyle birlikte beklemem için beni arayan sevdiceğime karşı dik durdum,hiç taviz veremezdim.Dışarıda bekleyen onlarca erkeği yüzüstü bırakarak dalamazdım içeriye.Ve dalmadım da.

Derken çıkageldi güzel kadın,elinde koca bir torbayla,koluma girip kedi gibi sırnaştı,mağaza önünde erkeğini bekleten her kadın gibi tatlı tatlı.3 dk geçti geçmedi,benim bünye yumuşadı.Sinir stres yapmaya kararlı adamdan geriye eser kalmadı.Geride bıraktığım kader arkadaşlarımın arkamdan bakıp,"Tuuu yazıklar olsun!" dediğini duyar gibi oldum.

Ve bir sonraki alışveriş seansına kadar uzaklaştık oradan yavaş ve sessizce..!

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Puffy'nin Kadına Hitabesi...!


Ey Türk Kadını,


Ilımlı ve anlayışlı ol.
Bencil olma.
Bakımlı ol.
Bıyıklarını zamanında al,tembellik edip bacaklarını almadığın için temmuz sıcağında siyah külotlu çorapla gezme.
Kirli tırnak ve bakımsız,nasırlı,çatlak topuklarla açık ayakkabı giyme.

Doğru ata oyna.
Çarpık bacakla mini etek,sarkık göğüsle dekolte,koca götle dar kot giyme.
Dibi simsiyah çıkmış sarı saçla ve yaz günü aşırı abartılı makyajla dolaşma.

Bavul gibi çantalar alıp,bunları alışveriş yaparken yanındaki adama taşıtma.
Araba kullanan adama müdahale etme,edeceksen de dönüşü kaçırmadan önce et.

En yakın kız arkadaşınla saatlerce konuşurken,sevgilin aradığında "Kuafördeyim sonra konuşalım" diye telefonu kapatma.
Kapatıyorsan da "Sen beni hiç aramıyorsun,hep ben seni arıyorum" muhabbeti yapma.

Hep Kitchenette,hep Midpoint,hep House Cafe diye tutturma.
Her daim bistro kadını olma.
Ocakbaşından,rakı sofrasından da keyif al,almıyorsan da alır gibi yap.

Rüzgarlı havada göndere çekilmiş bayrak gibi dalgalanacak etekler giyme.
İç çamaşırının gözükmemesine özen göster.
Rahat kadın imajı çizmek için bunları umursamaz bir tavır sergileme.

Yön duygunu ve tarif yeteneğini geliştir.
"Nereden alayım seni?" diyen adama "Bostancı ışıklar" deme.

Ayakkabının topuğu vurdu diye taktığın yara bandının görünmesine izin verme.
Gün boyu ısrarla çirkin gözüktüğünü iddia ederek etrafını darlama.

Yanındaki adamın devamlı diğer kadınları kestiğini zannetme.
Aynı adam sana ısrarla aynı iltifatı ediyorsa ona inan.
İşi yüzünden kocanla,sevgilinle kavga etme.
Geç çıkması gereken akşamlarda,"Ben bilmem nereye gitmek istiyordum" diyerek içine batırma.

Kız arkadaşlarınla çıktığın gece gezmelerinde,kendinden geçecek kadar sarhoş olma.

19 Temmuz 2009 Pazar

Puffy'nin Erkeğe Hitabesi..!


Ey Türk Erkeği,

Düzenli yıkan.
Deodorant kullan.
Saçını uzatma.
Bıyık bırakma.
Kulak ve burun kıllarını düzenli al.
Serçe parmağınla kulağını karıştırma.
Pantolonun ağ kısmını çekiştirme.
Farklı renklerde kemer ve ayakkabı giyme.
Sarı altın aksesuar takma.
İnatla beyaz çorap,slip don ve mayo giyme.
Bacaklarını 180 derece açarak oturup organını milletin gözüne sokma.
Arabanın camından kolunu sarkıtma.
Özellikle kumaş pantolonun cebinde,yürürken şıkırdayacak şekilde anahtar ve bozuk para taşıma.

Yanında bir kadın varken etraftaki kadınlara bakma.
Yanındaki kadın başka adamlara mı bakıyor diye paranoya yapıp,bütün gece diken üstünde oturma,gereksiz gerginlik çıkarma.

İnsan gibi içki iç,kadını etkilemek için kadehin dibine vurma,maymun olup sağa sola kusma,asla kadından önce sarhoş olma.

İş arkadaşınla,yakın arkadaşınla yatma,patronunla asla yatma.

17 Temmuz 2009 Cuma

Etme Bulma Dünyası..!

Babamın ilk arabası olan Renault 12'nin arka koltuğuna oturduğum zamanlar,sağda solda otobüslerin içindeki insanların,yorgun,bitkin,daralmış ve dertli yüz ifadelerini,şımarık ve hakir görür bir şekilde seyrederdim.Onların parası yoktu,onlar garibandı.3 kuruş para için,dünyanın yolunu gidip gelmek zorunda kalan ve bu yolculuğu da belediyenin ter kokan otobüsleriyle yapmak zorunda kalan insan topluluğu.(çocuk aklı)

Sonraları,arka camı babamdan izin almadan açmaya başladığım ve yer yer ön koltukta da yolculuk etmeye başladığım zamanlar geldi.Olayların ve hayatın biraz da
ha farkına varan bir zihiniyetle bu sefer acır gözlerle bakmaya başladım aynı insanlara.Gözgöze gelip,üzülmelerini,kendilerini kötü hissetmelerini istemedim.Sanki onlar oradayken,ben arabada rahat rahat oturuyor olmamdan dolayı utanç bile duyar oldum.

Ardından o otobüsteki adam oldum.Yanımdan geçen arabalarda sevgilisiyle yanımdan geçen zengin,üst tabaka adamlara küfür eder buldum kendimi.Gözgöze geldiklerimin bana acıdığını mı,yoksa hakir gördüğünü mü anlamaya çalıştım.

Peki en sonunda ne oldu?

Ben direksiyonda felç olmuş trafikte sinir harbi yaşarken,yanımdan son sür
at geçen Metrobüs'ün içindeki insanların maskarası oldum.Yıllar yılı süregelen bu sahnede,figüranlar başrol,jönler figüran oldu.
Paramızla rezil oluyoruz.Körüklü gri metrobüs kadar havamız kalmadı.
En kısa zamanda akbil almalı.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Korku Ecele Fayda Eder mi.? Bence Eder..!

2005-2006 yıllarında hayatımda hiç uçağa binmemiş 26 yaşında bir adam olarak,havaalanının yanında geçerken bile tüylerim diken diken olurdu.
Askere gitmek için başvurumu yaptığımda o kadar iyimser fikirlere sahiptim ki,"Ankara'nın doğusunda bir yer çıkarsa uçakla giderim şimdiden söyleyeyim" diye gar gar geyik bile yapıyordum ev ahalisine.
Peki nereye gittim?

Cevap:Van.

Türkiye sınırları içerisinde,İstanbul'a en uzak şehir.Karayoluyla 1637 km. ve askere gideceğim aralık ayında,Sivas,Erzincan,Tunceli,Bingöl,Muş ve Bitlis'in karlarla kaplı dağlarından geçen 36 saatlik bir otobüs yolculuğunu göze alamadığım için,biletimi almış bulundum TK bilmem kaç sefer sayılı uçuştan.

O güne kadar hiç uçağa binmemiş olan ben,4 kere uçtum bu mesafeyi el mahkum.Hatta izine gelmeden önce uzun uzun da düşünmüştüm,"Ulan hiç binmesem mi,gitmesem mi izine.Bir kere daha binsem bir daha da binmesem mi?" diye?

Mantıklı konuşmak gerekir.Nasıl olur da korkmazsın uçaktan?
830 km hızla giden,45 ton (+29bin litre yakıt) ağırlığında bir metal yığını.Ortalama 200 kişi taşıyor.Maksimum yükle aktarma yapmadan ortalama 5.500 km. uçabiliyor.
Ben böyle bir kudretten korkarım arkadaş.Uçakla şaka olmaz o aşikar.

Kimse de bana "İstatistiklere göre trafik kazalarında ölen insanların sayısı,uçak kazasında ölenlerinkinden fazla." diye ukalalık yapmasın sakın.

01 Haziran 2009
Air France Havayollarına ait Airbus A330 tipi yolcu uçağı Atlas Okyanusu'na çakıldı.
228 ölü.

15 Temmuz 2009
Hazar Havayollarına ait Tupolev tipi yolcu uçağı Kazvin kenti yakınlarında düştü.
168 ölü.

İki kazanın arası 45 gün.
Toplam 396 ölü.

2009'un ilk 4 ayında Türkiye'de trafik kazalarına hayatını kaybeden insan sayısı 777.
Hava taşımacılığı eskisi kadar güvenli mi o da tartışılır bence.
İstatistikse istatistik,rakamsa rakam.

Hee illa da uzaklara gideceğim diye tutturursam,o zaman da Pegasus'un 1 liraya sattığı biletlerden alıp,o uçakta ölmem.
Alırım aslan gibi Lufthansa'dan €499'ya biletimi,öleceksem de first class'ta ölürüm,onu da bilesiniz.

14 Temmuz 2009 Salı

We Don't Need No Education..!

Öss sonuçları açıklanmış.Şimdi gençleri tercih maratonu bekliyor.Ben de böyle bir zamanda üstüme düşen görevi yapmak adına sizler için birkaç meslek grubunu araştırdım,hatta bununla da kalmadım,kategorize ettim.

İşte size yeni millenium'un en havalı,en kebap ve en uzak durulması gereken meslekleri:


* Öncelikle,hayatınızın her anında etrafınızda size muhtaç insanlar,hayran kadınlar ve zeka küpü adamlar olmasını istiyorsanız,hiçbir dönem geçerliliğini ve forsunu yitirmeyen "Beyin Cerrahlığı"'nı önermeden geçemeyeceğim.En nihayetinde 86 yıllık cumhuriyet tarihinde Gazi Yaşargil'den başka adını bildiğiniz kaç Türk beyin cerrahı var?

*Özellikle genç kızlarımız için,günümüzün vazgeçilmez mesleklerinden bir diğeri de "Diyetisyen"lik.2004 verilerine göre erkek nüfusunun 22,1%'inin,kadın nüfusunun ise 41,5%'inin obez olduğu Türkiye'de aç kalmanıza imkan ihtimal yok.
Hiçbirşey yapamazsanız,Dudullu'da,Ümraniye'de bir muayenehane açarsınız,viziteyi 20 liraya sabitler,sürümden kazanırsınız.Ülkenin en ünlü diyetisyeninin adam öldürmesine göz yumuluyorsa,siz orada bir mahalleyi yok etseniz kimse kılınıza dokunmaz.

"Yok ben fazla uğraşamam,çok yorulmadan paramı kazanmak isterim,zaten üniversiteyi de hasbel kader bir diplomam olsun diye okuyacağım" diyorsanız aşağıdakiler tam size göre:

*Mesela "Yaşam Koçluğu"'nu deneyin.Çevrenizdeki insanlara,zaten halihazırda yapmaları gereken şeyleri,sanki çok farklı birşeyden bahsediyormuş gibi bir tavır takınarak,ağır ağır anlatın.Bunu yaparken havuç suyu falan için,çok mutlu ve huzurlu bir insan portresi çizin.Arkadaşlarınızla çıktığınız gece gezmelerinden onlara nazaran erken ayrılın ve ertesi sabah 06:30 gibi falan onları arayın.İnanın sizin birşeyleri doğru yaptığınızı ve/veya doğru bildiğinizi düşünen birçok enayi çıkacaktır ve üstüne üstlük,gece erken yatıp,sabah erken kalkması gerektiğini söylemeniz için size eşşek yüküyle para verecektir.

*Olmadı "Emlaı" olun.Yalandan bir yazhane açıp,mahalle mahalle gezin.Kapıcılarla sohbet edin.Ceplerine bir paket Samsun atıp,nerede boş daire var öğrenin.Acar davranırsanız ev sahibinin adresini ve telefonunu bile alabilirsiniz.İki kelam,üç laklak'tan sonra imzalatın ev sahibine bir vekaletname,asın cama "Salla Başı,Al Maaşı Emlak Ofisi'nden Kiralık"yazısını.Oturun bekleyin dükkanda.Gelsin çay,gitsin oralet,yandaki bakkalla tavla turnuvası.Arada bir müşteri gelir,bakkal bakar dükkana nasıl olsa.İki adım atar gösterirsin evi.Sonra alırsın bir kira bedeli komisyonunu,allah bereket versin.

*Valla bu sonuncuya benim bile aklım kaymıyor değil."Oto Yıkamacı" olun.Geçenlerde arabamı yıkatmaya götürdüm.3-4 araba sıra var.Kenarda yaktım sigaramı bekliyorum.İç dış yıkama 15 lira.Patron topluyor yıkama paralarını.Yıkamacıya bahşişi 5 liradan aşağı veren yok.Ben cebimde ayırdığım 3 liranın şıkırtısı duyulmasın diye kıpırdamıyorum bile.Çok kaba bir hesapla bu adam günde 10 araba yıkasa (ki bu çok karamsar bir hesap) günde 50 lira yapar.Ayda 1.500 lira yapar.500 lira da maaşı olsa.Sünger,köpük,basınçlı su tabancasından 2.000 lira aylık kazanç.Üstelik kenara da çıkış belgeni çerçevelettirir asarsın,oldu sana "Diplomalı Oto Yıkamacı".

Bu kadar tavsiyeden sonra birkaç uzak durulması gereken meslek hakkında da sizleri uyarmak benim görevimdir Türk gençleri:

*Ne yaparsanız yapın ama sakın belediyenin inşaat kadrosuna falan başvurmayın,çünkü siz üniversite mezunu olduğunuz için size en zor ve meşakkatli görevi vereceklerdir.Karısıyla,kızıyla,yerine göre manitasıyla seyahat eden adamlar,kenarda çalışan dozerin kepçesine saplanmasınlar diye kırmızı üçgen bir bayrağı verirle elinize,öğlen sıcağında salla allah salla uyarırsınız şöförleri mazallah.Güneşten kavrulur,okuduğunuzu da unutursunuz.

*Benzer bir durumda,yol çalışmasının olduğu yerden geçen Kamil Koç bandıralı,şehirlerarası otobüsün içindeki "Muavin" de olmak istemezsiniz,ki istemeyin de.Otobüs yolculuğu,yolcuya bile zulümdür.Düşünsene,4 bebek,8 teyze,12 beyamca ve irili ufaklı kadın ve erkek toplam 44 kişilik bir insan yığınına İstanbul-Van arasında,36 saat boyunca,kahve,çay,su,topkek,yerine göre kusması için torba falan yetiştirmeye çalışarak geçer mi bir ömür?Buna bir de şöförün egosu,havası,tribi eklendi mi,ilk şarampolde aç orta kapıyı at kendini boşluğa.

10 Temmuz 2009 Cuma

Maliyeti Düşürmek İsteyen Isparta'dan Kız Alsın..!

Geçenlerde işyerindeki yemekhanede Ntv haber bülteninde şöyle bir haber geçilince bende şaşkınlık tavan yaptı.

"Isparta'daki düğünlerde tek kaptan yemek yeme uygulaması Hıfzısıhha müdürlüğü'nce yasaklandı."

Hem böyle bir uygulamanın olması,hem de bunun 2009 yılına kadar devam etmiş olması gerçekten inanılmaz.Haber görüntülü olmasaydı belki inanasım gelmezdi ama,spiker bir yandan haberi okurken,bir yandan da davetlilerin önce bir kap çorbayı çalakaşık içtiğini,ardından gelen etli pilavı sömürüşlerini ve son olarak da gelen helvaya dalışlarını kendi gözlerimle görünce "yuh" dedim.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Bayandan Temiz..!

"Bayandan Temiz" kalıbı,internet üzerinden yada gazete ilanıyla araba arayanların dikkatini çeken ve inanılmaz çekici gelen bir ibaredir.Arabayı bayan kullanıyorsa,o araba temizdir diye batıl bir inancın ürünü olan bu akım,yıllardan beri geçerliliğini yada daha doğru bir ifadeyle aldatıcılığını korumayı başarmıştır.

Trafikte bu kadar şuursuz ve yalandan araç kullanan pembe kimlik varken,o arabalar nasıl temiz kalabiliyor bir türlü idrak edemiyorum.Nisan ayında aldığım arabamın kaportasında,şu gün itibariyle tam olarak 3 dişi vatandaşa ait imza var.Ve bu vatandaşların trafikte seyretmekle ile ilgili en basit kurallardan (geçiş üstünlüğü,takip mesafesi,sol dönüşü geniş,sağ dönüşü dar açıdan almak vs.) bile haberleri yok maalesef.

Işıkları geçmiş bir şekilde,sıkışan trafiğin akmasını beklerken,yan yoldan yeşili görüp zaaart diye önüme kırarak sol ön tamponuma vuran kadına,geçiş üstünlüğünün bende olduğunu anlatmaya çalışırken,bana "Alla Alla,neden sende oluyormuş?Geçiş hakkı bayanındır..!" demesi,

Koltuğunu en öne kadar çekmiş,direksiyona sıkı sıkıya sarılmış şekilde,benimle bariyerler arasında motorsikletin bile zor geçeceği boşluğa kocasının Audi'sini sokmaya çalışan kadının,sağ dikiz aynamı çatır çatır yamultarak geçmeye çalışırken,camı açıp ne yaptığını sorduğumda bana verdiği, "Sinyal veriyorum,görmüyor musun?" cevabı,

Ve son olarak da bu sabah,köprü yolunda şerit değiştirmeye çalışırken üstüme çıkan kadına, "Bak senin kaportanda benim boyam var,kimin boyası öbürünün arabasına geçmişse o haklıdır" dediğimde korkulu gözlerle bana bakarak "Polis çağırmasak olur mu?" talebi.

3 ay içerisinde bana çarpan 3 kişinin de kadın olması ne oranda bütün kadın nüfusunu bağlar ama,hiç değilse bir fikir verir.Sonuç olarak,kadının kullandığı araba temiz olur inanışı nasıl yalandır belli değil.Ha torpido düzenlidir,koltukta sigara yanığı yoktur yada erkeğe göre daha sık yıkatabilir ama,bunlar da aracın değerini etkilemez.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Daily Groove..!

Alternatifsizlikten muzdarip şekilde,ister istemez bir parçası olmama rağmen,öğlen molalarındaki rutin beni inanılmaz darlar oldu bu aralar.
Hergün aynı mekan,hergün aynı insanlar,hergün aynı amerikano,kırmızı Marlboro.
Mümkün olsa da,saat 12:00'yi vurduğunda,2 saat ileri sarsak,14:00'ten devam etsek mesaiye,gün daha çabuk bitse.Artık masa başında,dört duvar içinde sıkışmış şekilde harcadığım zamandan daha çok acımaya başladım,bu şekilde geçen öğlen tatillerine.

Dışarısı 35 derece,deliler gibi yanıyor,nemin de etkisiyle hissedilen değer 40'ın üstünde.Ofiste insanlarla klima mücadelesindeyim.
Açık ofis kültüründen ve yazılı olmayan kurallarından uzak,her kafadan bir ses çıkıyor.Biri der terledim klimayı açın,öbürü der üşüdüm kapat.Terli terli sırta vuran klima adamı fena hasta eder.
Ama ben bu gerçeği,taş kafalı,herşeye muhalif kadroya anlatamadım.Yaz günü ofis içinde klima 22 - 23 dereceye ayarlanır ve hiç kapatılmaz.Oda sıcaklığı sabitlenerek,tüm gün bu seviye korunur.
Ama gel gör ki,incecik askılıyla gelen Mücella ve arkadaşlarıyla,kısa kollu body ile gelen Selvinaz ve tayfasını aynı anda tatmin edemezsin.Kadın kısmı arzu ettiği halde sırtına bir şal yada hırka alarak vücut ısısını dengeleyebilir.Ama ben,el mahkum gömlek giymek zorundayım.Yakamı bağrımı sonuna kadar açamayacağım gibi,Ricky Martin misali kolsuz gömlekle de gelemem işe.
Her sene aynı kavgayı veririm ben bu ofiste,tam sonuca varacakken,yağmurlar başlar,klima mevsimi biter.Hoş bu sayede dertler de biter ama,eğitemediğim kafalar,bir dahaki yaz tekrar sorun çıkarmak üzere stand-by konumuna geçerler.

I-pod'un,mp3 player'ın her gün yenisi çıkıyor.Bugün aldığın,yarın eski model sayılıyor.Peki neden hala dışarıya ses vermeyen kulaklığı icat edemediler.Ettilerse de bundan benim niye haberim yok?
Ben her sabah serviste,arka koltukta oturan pastoral hatunun Ebru Gündeş'ini,Emel Sayın'ını dinlemek zorunda mıyım?Yada ön koltuktaki uykucuyu uyandırmamak için ben kendi kulağımdan sızan desibeli takip etmek zorunda mıyım?Yapmadıysanız yapın bu ürünü,yaptılarsa da biri beni bilgilendirsin.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Atlantic City Neree,Nusaybin Nere..?

Elimizde ne var?
15.yüzyıl sonrası,şu an olduğu yerden Avrupa ve Afrika'ya yayılmış,almadık yer bırakmamış,sonra darala darala kendi kabuğuna çekilmiş,şimdilerde ise T.C. olarak anılan,bazılarına göre Osmanlı'nın torunlarının,bazılarına göre Orta Asya'nın barbar kavminin yaşadığı,3 tarafı denizlerle çevrili,kuzeyde dağları kıyıya paralel,batıda kıyıya dik ve girintili çıkıntılı bir kara parçası.

Olayların gelişimine baktığımızda çok da farklı değil Amerika'dan.En belirgin farklar:

1-Amerikan'ın belinde silah belki 300 yıldır var.Bizim elimize Turgut tutuşturdu.
2-Amerikalı arabayı icat etti,dünyayı benzine ve kendine muhtaç etti.Biz at arabasından inip,ithal mercedeslere,chevrolet'lere bindik.
3-Amerika havaalanı,savaş gemisi,füze yaparken,hatta aya giderken,biz otoyol yaptık,demir ağlarla ördük dört bir yanı.

Okyanusun ötesinde,zencisi,beyazı,kızılderilisi,hispanic'i,kuzeylisi,güneylisi.
Bu tarafta lazı,kafkası,abhazı,kürdü,çerkezi.
Orda isimleri Amerikalı,burada Türk.

Osmanlı o kadar çok insiyatif ve özgürlük vermiş ki içinde barındırdığı alt kültürlere,yıllar sonra bile kendi kimliklerini korumayı başarmış birçoğu.Amerika gibi kuvvetli ve baskıcı bir asimilasyon uygulamamış.Kimsenin kafasına vura vura "Sen o değilsin,busun" dememiş yankee'ler gibi.Ki bu Amerika,dünyanın en gelişmiş,en modern toplumlarından biri.Bölmüş ülkeyi eyaletlere,içeride herkes kafasına göre takılıyor,dışarda herkes Washington'a hesap veriyor.

Şimdilerde bu 3 tarafı denizlerle çevrili kara parçası için de benzer şeyler tartışılır,benzer şeyler gündeme getirilir oldu.Büyük bir kesim buna karşı çıkarken,ben de karşı çıkanlar tarafında saf tuttum.Neden?

Vatan bölünmez.Toprak verilmez.

Ona eyvallah.Ama kimse farkında değil.Ülke bölünmüş,millet kafasına göre at koşturuyor.Güneydoğu'yu terör örgütü sempatizanı parti almış,tulum çıkarmış.Şehit cenazesine katılmayan belediye başkanları,terörist cenazelerinde boy gösteriyor.Milletvekilleri merhum için dulara okuyor.

Koskoca ülkeye dayamışlar Ergenekon diye bir afyon,milletin kafası güzel,herkesin aklında farklı komplo teorileri.Nasıl olsa demokrasi var,o da olmazsa ordu var.

Uyu Türkiyem Uyu..!
Allah rahatlık versin..!

2 Temmuz 2009 Perşembe

Give Her What She Needs...Right Away!

"A beautiful mind" ı belki 5 kez seyretmişimdir ama geçen gece bir kez daha seyrederken hiç mi hiç sıkılmadım.Tam tersine bu film,her seyrettiğimde gözden kaçırdığım bazı noktaları yakalamamı sağladığı için her zaman keyif verir.

Güzeller güzeli Jennifer Connelly,Crowe'un her türlü deliliğine,hayali arkadaşlarına tahammül ederken ne kadar da tatlı ve sexy gözüküyor.Hep susuyor,hep alttan alıyor,hep idare ediyor.
Ama o bir kadın.Ve onun da sabrının bir sınırı var.

Peki bu sabrın sınırı tam olarak ne tarafa düşüyor?

Koca film boyunca Connelly'nin zıvanadan çıktığı tek an;
Karıkoca yatakta yatarlar,Connelly yavaş yavaş kocasına sırnaşmaya başlar.Elini yavaşça,yorganın altından,adamın pijamasının içine sokar,fakat Nash hızlı bir hamleyle karısına arkasını döner ve hiç oralı olmaz.

Connelly:"İlaçlardan mı?
Nash:"..............!"

Ardından kadın banyoya gider ve film boyunca sergilediği tek saldırgan ve agresif sahne yaşanır,su bardağını fırlatarak aynayı kırar ve çığlıklar atmaya başlar.

Kadın birçok şeye katlanabilir bu hayatta,ama konu sex olduğu zaman sabır taşar,kadın sex istediği zaman ona orgazmını veremezsen,bu hayatta başın çok ağrır.

Kadının başı ağrıdığı zaman ilişme,ama kadın sex istediği zaman,her daim hazır ol.
Cam çerçeve inmesin.

Ölüyorum Zannettim..!

19:45 gibi ofisten çıktım.İşyerinden arkadaşım Selçuk'la birlikte,bitmek tükenmek bilmez İstanbul trafiğiyle boğuşmaya hazır bir şekilde.

Bir süre sonra bacaklarım güçzüsleşmeye,bakışlarım sabitlenmeye başladı.Ellerimde hafiften titremeler.Yavaş yavaş soğuk bir suya giriyormuşum gibi hissetmeye başladım ayaklarımdan yukarı doğru.

Metro City'nin orada Selçuk'u indirdim.Yolun geri kalanını yalnız gelecektim,ama korkmaya da başladım.Her geçen dakika biraz daha güçsüzleşiyor,biraz daha düşüyordum.

Arabanın içi şimdi belime kadar soğuk suyla dolmuş gibiydi ve titremeye başladım.Arabayı sağa çekip arabadan inmek,yüzüme belki biraz su çarpmak ve bu iğrenç histen kurtulmak istedim ama arabalar kıpırdamıyor bile,öyle bir trafik.

Bu kötü his artık öyle bir hal almıştı ki,ruhum bedenimden yavaş yavaş çıkıp beni terkediyor sanmaya başladım.Hemen arabayı durdurup indim.Hoplayıp zıplamaya,hareket edip bacaklarımdaki uyuşukluğu yok etmeye çalıştım ama nafile.

Yarı baygın bir şekilde köprüyü geçip eve kadar sağ salim geldim allahtan.Hemen duşa attım kendimi,o hisse karşılık ben de bastım soğuk suyu bedenime.

Yavaş yavaş sakinledim,anca geldim kendime.

Bundan yıllar evveldi.Üniversitede manyak bir kız vardı.Siyah tonlarda makyajlar,kıyafetler hepten siyah,deli deli bakışlar,uçuk kaçık sözler,inanışlar.
Bir keresinde bana "kalp çağırmak" diye birşeyden bahsetmişti.Gülüp geçtim,inanmam çünkü böyle şeylere.Öyle birşey gerçekten olsa dahi,o söyledi mi deli saçmasından başka birşeymiş gibi gelmedi.Ölenlerin ruhu,yaşayanların da kalbi çağrılabiliyormuş.
İddia etti: "Var öyle birşey,inanmıyorsan seninkini çağırayım,o zaman inanırsın" dedi.
"Çağır o zaman" dedim.

Birkaç gece sonra,aynı bugünki gibi bir hisle yatağımda uyandım.Birebir aynı histi diyebilirim.Ama o zaman bir kadeh viski ve sigarayla kurtulmuştum tripten.Yatağıma geri dönerken telefonum çaldı.Kız aradı."Nasıl?" dedi.İçimden "Siktir!" dedim,daha da görüşmedim o kızla.

Şimdi bugün yine aynı şey olunca,ondan şüphelenmedim ama,benzer birşey mi oluyor,"Nooluo lan?" diye bi tırstım.