30 Mart 2009 Pazartesi

Vedat'ın Sanatla İmtihanı..!

Babamı yıllarca,eğlenmeyi bilmeyen,gece hayatından hazzetmeyen,hele hele dans edip,şarkı falan söylemeyi aklından bile geçirmeyen bir adam olarak tanıdım.Gel gör ki yıllar yılı içinde hep bir sahne,hep bir sanat özlemi biriktirmiş.Alkolü almış,atmış kendini piste.Artık sirtakisi bir taraftan,tabak kırması öbür taraftan derken,adam kendini bulmuş greek müziğinin ritminde.Ve bakın alkolün su gibi aktığı gecede,babamın keyfi objektiflere nasıl yansımış.Çok yaşa emi Vedat..!

28.03.2009 Cumartesi İstanbul Yelken Kulübü
Fenerbahçe Burnu

Fiyasko..!

09 Şubat 2009 tarihli postumda kendisinden merak ve heyecanla bahsettiğim yüzyılın buluşu olan katalitik prezervatifi denemeye henüz nail oldum.Hee sanılmasın ki,o zamandan bu zamana Cipralex'in dibe vurdurduğu libidomun mahkumiyetini yada acziyetini yaşıyorum.Ama kısmet bugüneymiş.

Tek kelimeyle anlatmak gerekirse "FİYASKO..!" yeterli olacaktır.Dünyanın en büyük yalanıyla karşı karşıyayız arkadaşlar.Üstelik Durex gibi bir efsane varken,kimse muşamba kalınlığında olan O.K. ürünlerini kullanmasın mümkünse.Adamı sexten soğutur mazaallah.İlgilenenlere yada merak edenlere duyurulur.

28 Mart 2009 Cumartesi

Devirin Şu Boğaları..!

Bu akşam İspanya-Türkiye maçı var.Benim için bu maçın önemi daha farklı ama.
Bir İspanyol şirketinde çalışıyorum ve üst düzeyler çoğunlukla İspanyol.Zaten adamlara kılım inceden inceye,şahane İspanyolca konuşuyorlar diye,bir de bizi yenecekler muhtemelen bu akşam ve pazartesi hepsinin yüzünde pis bir gülümseme.

Aslında onlar da bize kıl oluyordur kesin.Kafalarındaki düşünceyi tahmin edebiliyorum çünkü.Ufak bir hata veya sorunda "Bu allahın cezası Türklerin de elinden hiçbir iş gelmiyor" diye geçiriyorlardır içlerinden.Ama şu da bir gerçek ki,şirkette sayıca onlar azınlık,biz çoğunluğuz.Yani,onların elinden iş gelmediğini düşünebilecek insan sayısı daha fazla :)

Fenerbahçe,Sevilla'yı elediğinde az dalga geçmemiştim bizim direktörle.Benim taktiğim hazır ama.Galatasaray'lıların yaptığı gibi yapıcam."Tebrik ederiz,iyi oynadınız"tadında dalga geçme arzularını kursaklarında bırakmaya yönelik bir yaklaşım.

Tabi bir de Guiza var ki,bu akşam oynayıp oynamayacağı kesin değil.Şimdi bu herif oynarsa "İşte ben aslında buyum"havasına girmek için kesin adam falan geçer,çalım atabilir ve hatta çok ileri gidip gol bile atabilir.Nitekim,muhtemelen yine yüzü gülmez.

21 Mart 2009 Cumartesi

Nerden Geldik,Nerelere Gidicez..?

Tübitak sağolsun,son dönemde birçok kesime olduğu gibi,bana da malzeme verdi.Darwin'i kapaktan çıkartıp,yayın editörünü işten uzaklaştırdı,sonra da özür dileyip iade'i itibar yaptı.
Hemen tüm
tv kanalları,topladı yerli evrim teorisyenlerini,karşılarına da muhafazakarları koydu.Adem'den geldin,maymun dan geldin ortalık bayram yerine döndü.

Peki nerd
en geldik gerçekten.

Darwin der ki,insanoğlu,maymun(yani primate),milyon yıllar süren evrimsel süreç sonunda daha çok insana benzer bir hale ve sonunda da şimdiki halimiz olan yaratığa dönüştü.Peki dedim,National Geographic'teki maymunlar ne zaman adam olacak? 6 milyon yıl bekle,sabırlı ol,o da adam olur dedi top sakallı,askılı pantolonlu,tombul olan.

Dediğine göre evrim daha tamamlanmamış ve evrimin tamamlanması da ihtimaller dahilinde değilmiş.Bitmek bilmez,sonsuz bir evrimsel süreç varmış.Yani bundan sonra da başka bir şekle şemale bürünme olasılığımız var.Ve hatta belki,şu anki insan,evrimsel sürecininin daha çok başında.Tanık olduğumuz 3 gözlü,3 kollu doğan bebekler,mevcut ilmi kriterlere göre klinik vak'a olarak açıklanan olaylar,insanın bir süre sonra dönüşeceği şekle dair işaretlerdir.

Teorinin gerçekten inanılası yönleri var.Sonuçta hepimiz zaman zaman maymun oluyoruz.

Bu teorinin görsel izdüşümünde kullanılan model hep erkek olduğundan,destekl
eyen ve inanan kadınların sayısı daha fazla olabilir.Ama sizler için de yapılmış modern çalışmalar var,üzülmeyin :)

Daha genel-geçer olan bir diğer kuram sa,(ki ilahi kitap gibi,çok daha fazla mürid toplayabilecek kudrete sahip) Adem ile Havva'dan türediğimiz.Ama onun da kafama takılan bir sürü soru işareti barındırdığını söylemeden edemeyeceğim.

Adem ile Havva üreme süreçlerini bitirdiklerinde,30 çocukları olduğunu varsayalım.Şu an dünyada 6 milyar insan yaşıyor.O zamandan bu zamana akraba evliliği şeklinde gelmiş olmamız kaçınılmaz.Sonuçta hepimiz özünde Adem ile Havva'nın,fakat son tahlilde,onların çocuklarının çocuklarıyız.Mahsun Kırmızıgül "Hepimizzzz,kardeşiiiizzz,bu öfkeeee,ne diyeeee..!" derken bunu kastetmemiştir muhtemelen ama olay bu.Konu hakkında fikrini aldığım birkaç ilahiyatçı da bana,"Sen bir varsayımda bulun,onun üzerinden çıkalım yola"demişti.Yani kitapta cevabı yoksa,tamamen yoruma açık bir hal var anlaşılan.
The Rebuke of Adam & Eve - 1626
Domenico Zampieri (a.k.a Domenichino)
That gives me an idea..!

Modern Fişleme Teknikleri..!

Adalet Bakanlığı,yeni bir uygulama başlatmış.
T.C. kimlik numaranı yazıp bilmem kaça gönderiyorsun,
Türkiye genelinde hakkında açılmış bir dava veya icra takibi varsa hemen cebine geliyor.
Gerçekten teknolojiyi çok efektif kullanan bir bakanlığımız var.
Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

20 Mart 2009 Cuma

Shelter-skelter..!

Nefret etmeme rağmen,bu yerel seçimlerde,özellikle de büyükşehir adaylarının vaatlerini ardı ardına sıraladıkları kitapçıkları topladım ve şöle bir göz gezdirmeye karar verdim.
Genelde hep benzer şeyler;Trafik,deprem hazırlığı,su sorunu,yeşil alan,imar affı,aş,iş...

Fakat gözüme çarpan ve başka kimsenin gözüne çarpmadığına emin olduğum ortak bir vaat daha var.

***MAĞDUR KADINLARIMIZA DESTEK,HER MAHALLEDE BİR SIĞINMA EVİ***

Bu ne büyük bir ayıptır,bu ne büyük bir gaflettir anlayamadım.Alenen,kadına karşı uygulanan şiddeti ortadan kaldırmaya niyetli olmadıkları belli.Kaç tane daha açabilirsiniz bu evlerden,kaç kadını daha koca dayağından kurtarıp bu evlerde misafir edebilirsiniz.Meydanlarda atıp tutarken,bu mudur aklınıza gelen en etkili çözüm.

Aklınız sıra her ma
halleye evler açıp,o kadınları toplumdan koparıp,dört duvar içinde "sığınma" kisvesi altında soyutlayacaksınız yaşamlarından.

Karısını döven adamı ihbar bile edemiyorsunuz,eve polis gelse müdahale edemiyor.Kanunu değiştirip,alıp götüremiyorsun adamı yaka,paça.Onun yerine bekliyorsun,garibim gelsin sana sığınsın.Utanın diyorum,başka da birşey demiyorum.

Etrafta bir zenci varken,bence de çok yanlış..!

19 Mart 2009 Perşembe

Tahammülüm Yok Çirkin Kadına..! (başlıktan kaynaklı hakkımda önyargıya kapılma,aşağıdaki paragraftan okumaya devam et)

Metaryalistim ama herkes kadar.İnsanlara,özellikle de kadınlara,çirkin-güzel,kısa-uzun,kokoş-paçoz tadında ayrımcılıkla yaklaşan bir adam da değilim.

Fakaaaat...

Çirkin kadının kaprisi,havası,tribi hiç çekilmez be arkadaş.Ortamda bir sürü kadın varken,neden hep en havalısı,en çirkinidir anlamam.Sayıları az da olsa;Sevdiğim bir erkek arkadaşımın söylediği gibi:"Saçını boyatan,fön çektiren bize trip atıo".

Delirirler birileri onlara baksın,ilgilensin diye.Gelgelelim,es kaza gözgöze gel,"Neden aranıyor bu kız?" diye bir meraka düş,hemen yanındakini dürtmeye başlar."Ay çok fena bakıo,üfff,püfff".

Nooluo be deli?Nimetten sayıyor ya kendini.Mahalle kuaföründe 3 liraya fön çektirmiş,yada 5 liraya basmış kolestonu kafaya.Sanıyor ki gökten inmiş melek oldum.Herkes bende,herkes bayılıyor bana.

Ama sen bakma,hatta umurunda olmasın,(ki aslında pity dolu bakışlardır senin attığın) baktırana kadar diker gözünü yüzüne.Ardından da işte öff,pöff tripleri.

Güzel kadın,herşeyin farkında olan kadın,bunları yapmaz.Senin baktığını farketse bile,sana belli etmez.O da hoşlanmışsa,o da bakar.Ama senin ruhun duymaz.

İstanbul'un göbeğinde,Maslak'ta,bu kadar haybeye tripli kadın olduğunu görmek beni üzüyor.Hepsi ip gibi dizilmiş,efendi olun...Adam olun lannn..!
:))))

Bu adamlar bize neler yediriyor?

16 Mart 2009 Pazartesi

Günün Sorusu..?

Dünya Su Forumunu protesto amacıyla toplanan kalabalığa müdahale eden polis,aşağıdaki yöntemlerden hangisini kullanmıştır?

a) Cop
b) Göz yaşartıcı gaz
c) Plastik Mermi
d) Tazyikli Su

14 Mart 2009 Cumartesi

Miaow..!

Perşembe sabahı yine işe gitmek için evden çıktım.Güneşin az da olsa kendini gösteriyor olmasından kaynaklı,mutlu mutlu servise bineceğim köşeye doğru ilerlerken takip edildiğimi hissettim.Ama arkamı dönüp bakmadan yürümeye devam ettim.Köşeye gelip de,şöyle etrafıma bakınca,bu sevimli yaratığı,en sırnaşık haliyle bana bakarken buldum.

Normalde kedilerle pek iyi anlaşamam.4 yaşındayken ailemle gittiğimiz Şile tatilinde kuyruğunu çektiğim bir kedinin elimi tırmalaması sonucu,doktor doktor gezdirilip,kuduz aşısı olmak için çektiğim ız
dırabı ve tatili bizimkilere nasıl zehir ettiğimi hatırlarım.Belki de ondandır bu geçimsizlik kedilerle aramdaki.

Ama bu sevimli arkadaşımızın,bana o günleri unutturmak ve kedigillerle aramda yıllar süren soğuk savaşı sona erdirmek için uzattığı zeytin dalını da geri çeviremezdim.
Bir aşk yaşa
maya başladık anlatamam.Bütün tüylerini bıraktı pantolonuma sağolsun.
Ertesi sabah ba
ktım yine bekliyor beni kapının önünde.Geldi benimle köşeye kadar.Servise bindirirken de "Aman evladım dikkat et kendine.Yine göğsün bağrın açık çıkmışsın,hastalanacaksın" bakışıyla uğurladı beni.

Şimdi merakla pazartesi sabahını bekliyorum.Bakalım bu ilişki devam edecek mi yoksa,yine "geç buldum,tez yitirdim"moduna mı bağlayacağım.

13 Mart 2009 Cuma

"Oyuncaklarımı Geri İstiyorum" postumu,yeni moda çeviri widgetının getirdiği hal...Aklı olan kaldırsın o widgetı :)

From childhood, when promoted to the youth of my room collecting thousands of toys that I enjoy playing çıkmıştı.Birkaçı still, many of my presence even when I forgot şeylerdi.Her under the legolarım, star wars figures do, and burago Matchbox cars.

Hatırlıyorum da hiç sıkılmazdım onlarla oynamaktan.Kendi kendime,sessiz sedasız saatlerce odama kapanır,kaybolurdum içlerinde.En büyük zevkimse ne var ne yoksa orta yere döküp,en sonunda hepsini toplayıp yerli yerine kaldırmaktı.Başak burcunun düzen hastalığına taa çocukluğumda yakalanmışım belli ki.
I remember them also had no sıkılmaz myself oynamaktan.Kendi, silent sedasız is close to my room for hours, would have lost içlerinde.En enjoyed what 'or poured down the middle and the end, gather all the layout of domestic rather than kaldırmaktı.Başak burcu disease taa obviously caught my childhood.


NE DİYOSUN ANLAMIYORUM..

11 Mart 2009 Çarşamba

Vatana Millete Hayırlı Olsun..!

Akşam iş çıkışı kuaförde haberlerde izledim.Hızlı tren Ankara-Eskişehir hattında deneme seferiyle başlamış yolculuğuna.Mevcut raylarla ortalama 170 km hız yapabilen tren,rayların tamamlanmasıyla 250 km hız yapacakmış.Sebep; 48 km boyunca bu sürat canavarı banliyö trenlerinin seyrettiği eski dandik rayların üstünde gidiyor.Yani ferrarin var ama lastikleri sanayiden çıkma almışsın.

Haberlerdeki en komik sahne ise aynen şöyle:
Bir polis elinde megafon
,trenin güzergahı üzerinde olan Sincan'da " Saat 14:15 itibariyle hızlı tren geçecektir " diye şehir merkezindeki hemzemin geçitin orda çığırtkanlık yapıyor.Milleti kovalıyor,kaçılın tren geliyor diye.Son cümlesi "Dayı yürü dayıııııı!" oldu.Gerçekten kusursuz bir altyapı ve sinyalizasyon sistemi.

Diğer yandan da Eskişehir Otobüsçüler Derneği Başkanı,otobüs fiyatına yolcu taşıyacak olan hızlı trenin kendileri için büyük bir tehdit oluşturduğunu ve böyle giderse "Otobüsçülerin vay haline" buyurmuş.Bu duruma bir dur demek gerekiyormuş.Yürü beeeaaa!

Bilet 5 tl , çift kaşarlı tost + ayran 10 tl.

9 Mart 2009 Pazartesi

Oyuncaklarımı Geri İstiyorum..!

Çocukluktan,gençliğe terfi ederken topladığım odamdan binlerce oyuncak çıkmıştı.Birkaçı hala oynamaktan zevk aldığım,birçoğu da varlığını bile unuttuğum şeylerdi.Her zaman elimin altında olan legolarım,star wars figürlerim,matchbox ve burago arabalar.
Hatırlıyorum da hiç sıkılmazdım onlarla oynamaktan.Kendi kendime,sessiz sedasız saatlerce odama kapanır,kaybolurdum içlerinde.En büyük zevkimse ne var ne yoksa orta yere döküp,en sonunda hepsini toplayıp yerli yerine kaldırmaktı.Başak burcunun düzen hastalığına taa çocukluğumda yakalanmışım belli ki.

İlgi alanlarım değişmeye başlamış,artık odanın içine sığamaz olmuştum.Sadece çok sevdiklerimi saklayıp,gerisini kapıcının oğluydu,bakkalın çırağıydı ona buna dağıtsın diye anneme verdim.O da meğersem nasıl muzdaripmiş odadan taşan ıvır zıvırdan,pişman olup geri istediğim birkaçını almama fırsat bile vermeden dağıtmış hepsini.

Elimde avucumda kala kala üç beş parça birşey kalmıştı.Hepsini dolabımın ücra köşelerine,bahçeye kemik gömen köpek edasıyla sakladım.Amacım yıllar sonra onları tekrar bulup çocuklar gibi sevinmekti.
Ama olmadı,olamadı.

Ne zaman eve bir çocuk gelse,annem "Hadi oğlum ver çocuğa dolaptaki oyuncaklardan" diyerek,varlıklarını unutmamı hep engelledi.Her gelen çocuk da,ya bazılarını çok sevdi almak istedi,yada bazısını ben çok sevdim kendi ellerimle verdim.

Şu gün itibariyle elimde sadece Fatoş marka,sarı renkli,koca puantiyeli kulaklı,içi köpük dolu faremle,kız kardeşimin doğarken bana getirdiği kırmızı,tek tekeri kırık porsche arabam kaldı.Beş yaşındaydım kardeşim doğduğunda.Tam aptal erkek çocuk yaşı.İnanmıştım arabayı onun getirdiğine.Taa ki ilkokula başladığımda,okulda anlattığımda herkes gülünce gelmişti aklım başıma.Şuncacık kız çocuğu nerden nasıl getirecekti ki onu.Salak küçük Puffy.Çok safmışım ben küçükken yaa.

Şimdi o oyuncakların hepsini geri istiyorum.Ne var ne yoksa.Eski apartmanımızda oturan kapıcının hala orada olduğunu öğrendim.Gidip istesem verir mi acaba.Bakkalın çırağından haberim yok ama,eve gelip giden ve teker teker hazinemi hiç edenlerin de hepsinin evini biliyorum.Vermezlerse döve döve alırım gerekirse.

Hepsini istiyorum anladın mı hepsini.

Ve eski odamda oynamak istiyorum onlarla.Bacaklarımı iki yana açıp kıç üstü oturmak,hepsini yere dökmek ve bir daha hiç toplamamak.Hep orada kalmak.Canım her istediğinde,yadırganmadan ağlamak.Çocukken hiç yapmadığım birşeyi;İstediğimi ağlayarak yaptırmayı istiyorum.

8 Mart 2009 Pazar

Su Gelir Güldür Güldür , Gel De Yar Beni Güldür..!

Kışın yağmuru,çamuru bezdirdi,bıktırdı."Ben kışı daha çok severim" diyenleri bile baydırdı.Ama ne oldu.Barajlar doldu.Yaz günleri kuraklık derdi bitti.Arabistan sıcakları bile vız gelir artık.Dolsun küvetler,havuzlar,bol buzlu olsun rakılar.


7 Mart 2009 Cumartesi

That's Why I Love Summer..!

Yorucu bir haftanın ardından uyanılan parlak ve ışıltılı bir cumartesi sabahı.
Saat 08:30.
Henüz temmuz'un o meşhur sıcağı çökmemiş İstanbul'a.

Ilık bir duşun ardından çantamı alıp çıkarım evden.İstikamet Fenerbahçe Burnu,İstanbul
Yelken Kulübü.

Henüz benden başka kimse teşrif etmemişken,tek başıma yüzerim rahat rahat.Sanki kendi evimin havuzunda yüzer gibi.Yorulunca atarım kendimi şezlonga.Şemsiyenin altında,püfür püfür rüzgar eserken,denize karşı kahvaltımı yaparım.Gazetelerimi okumaya başlar,yavaş yavaş insanların gelmesini seyrederim.

11 gibi yavaş yavaş uykum gelmeye başlar muhtemelen.1 saat kestiririm.O uyku bana gece uykusundan daha tatlı ve dinlendirici gelir.

Uyanınca yine atarım kendim
i suya.Çıkar çıkmaz kahvemi içerim.

Öğleden sonra artık kendimi güneşe verme,ten rengimi bronzlaştırma ve bünyeyi D vitaminine doyurma vaktidir.Saat 5 ten sonra şez
longumu denize,Moda burnuna ve batmakta olan güneşe çeviririm.Sonuçta tek açıyla hepsini birden görebiliyorumdur.Akşam güneşi gerçekten çok güzel yakar.Ve o bronzlaşma kalıcı olur.Istakoz gibi kıpkırmızı yapmaz adamı.

Artık gün etkisini yitirmeye başlamış,insanlar çekilmeye başlamıştır.Duşumu alır,nemlendirici kremimi sürdükten sonra,benim için hazırlanmış olan denize sıfır masama otururum.

Rakı,kavun,beyaz peynir gelir önden.Akşam güneşinin son kızıllığı sahile vururken,rakı kadehi terler.O ilk kadeh çok şeye kadirdir.Beni kendimden geçirir.Rahatlatır,sakinleştirir.Hayata daha olumlu bakmamı sağlar.İşten,güçten,dertten,kederden sıyırır alır beni.Hele bir de sevdiğim insanlarla birlikteysem,benden mutlusu olamaz dünya üzerinde.

Benjamin'in Bana Anlattıkları..! (warning:may include spoilers)

Uzun filmler bitirilmesinden ziyade başlaması zor filmler olarak gelmiştir bana.Fakat hem Oscar adaylığı,hem de sağdan soldan aldığım olumlu feedbacklere daha fazla kulak tıkayamayıp oturdum dün gece başına.

Benjamin'in mavi gözlü,kızıl saçlı küçük Daisy'i ilk kez gördüğü sahneye kadar benim için sıradan bir filmdi.O andan itibaren birbirlerini film içinde yakalayacakları anı bekler buldum kendimi.

Ama o gece neden sevişmek istemedi Ben Daisy'le onu bir türlü anlamadım.

Yaşlanmaktan korktuğumu,yapmaktan zevk aldığım şeyleri henüz yapabiliyorken doyasıya yapmayı,sevdiğim birşey bulduğum o zaman ona sıkı sıkı bağlanmam gerektiğini anlattı bana Benjamin.Hem de uzun uzun 166 dk. boyunca.

Fincher taptığım bir yönetmen olarak yine çok başarılı bir filme imza atmış.Henüz seyretmemiş olan varsa ve bu postun filmin tadını kaçırmadığını düşünen varsa hiç zaman kaybetmeden izlesin derim.

6 Mart 2009 Cuma

Seçin de Bitsin..!

Zaten bıkmışım bu herifler yüzünden politikadan,siyasetten,bir de şu iğrenç propaganda şarkılarıyla belediye seçimleri üstüne tuz biber ekti.Her yerde irtibat ofisleri,ağaçlarda,elektrik direklerinde bayraklar,filamalar.

Sokaklar çirkin,bıyıklı adam brandalarıyla,posterleriyle dolu.Her yerde bir tantana,bir riyakarlık.

Kimi gidiyor,kapı kapı el sıkıp çiçek dağıtıyor,kimi doğuda işin iyice bokunu çıkarmış beyaz eşya dağıtıyor.

Midem bulanıyor bu adamların riyakarlıklarına.

Bir de kadın adaylar var.Onların durumu daha da vahim.Saçlar başlar yapılmış,hafif bir makyaj,"Bu ilçeye kadın eli değecek" tadında sloganlar.

Otobüsle gezip,trafiğin içine sıçıp,halka el sallayanlar.Sanki onu çok sallayan varmış gibi.

Yerel seçimler 35 yılda bir yapılsın.Koltuğa oturan bir ömür kalsın orda razıyım.Yeter ki bağırış,çağırış,gereksiz tantana olmasın.


Son yerel seçimlerde Maslak'ta gezinen BTP genel başkanı,Parası yetmediğinden minibüs tutmuş,gelin arabası gibi süslemiş.Hoparlörde canhıraş bir şarkı:
" İŞTE İŞ,İŞTE AŞ,HAYDAR BAŞ...! " (tipinden de anlaşılacağı gibi kendisi eski milli selametçidir)